Archive For The “Makaleler” Category

Doğru Karar Verme Sanatı : Satranç

By |

Satranç oyuncusu, usta seviyesine çıkabilmek için her şeyden önce dikkatli olmalıdır. Dikkat, inceden inceye düşünme, düşünceyi bir nokta üzerinde toplama demektir. Bunun yanında koordinasyon, temerküz ve kontrol gereklidir. Büyük bir komutan olduğu kadar iyi bir satranç ustası olan Napoleon: Muharebe sanatı, düşmanın zayıf noktasında fazla kuvvet biriktirmektir.” derken bu kuralın satranç ‘da da uygulandığını oyunlarında göstermiştir. Satranç ustalığı, satranç taşlarının uyumlu bir şekilde yerleştirilir kullanılmasını, yaratıcılığı, ayrıcı parçalayıcı-tekrar birleştirici analizi, gerekli yere aktarım faaliyetini organize edecek yetenek ve çok amaçlılık gerektirir. Hesaplamayı, planlama ve organize etmeyi, devamlı olarak değerlendirmeyi ve karara varmayı, analizi ihtiva eder. Buluş ve hayal kabiliyetini besler ve insan görüşüne yeni ufuklar açar. İnsan zihninin her türlü algıyı belleme, akılda tutma ve hatırlama yetisi olan hafıza (bellek) satrançta çok önemli bir faktörüdür. Dünya şampiyonlarından Gary Kasparov, daha on yaşında değilken E. Tarle’nin “Napoleon” adlı kitabını A’dan Z’ye kadar ezberlemişti. On yaşında Bakü kupasını aldı. On bir yaşında usta adayı oldu 1976 ve 1977’de SSCB Gençler şampiyonu idi. Bu bir rekordu, çünkü bundan önce hiçbir zaman on iki yaşında bir çocuk SSCB Gençler şampiyon olmamıştı. Satranç oyuncuları arasında körü körüne hücumdan başka bir şey düşünmeyen oyuncuları, gözleri sürücüleri tarafından meşin gözlüklerle örtülüp dört nala koşturulan araba beygirlerine benzetirler. Bu tip oyuncular hiç bir zaman başarılı olamazlar. Çünkü satranç tek yönlü bir koşu değildir. Eski büyükustalardan Boleslavski ve Keres hücumlarını dikkatle hazırlarlardı. Büyükusta Geller gergin durumlarda parlak oyunlar çıkarırdı. Büyük satranç ustalarının oyunlarını incelemek daima büyük yarar getirir. Her birinin kendine göre oyun planları, sevdiği durumlar, teknik ve taktik tilkilikleri vardır. Eğer bir satranç oyuncusu bütün bunları öğrenirse, kafasındaki bilgi kütüphanesi de zenginleşmiş olur. Oyun sırasında öncekilere benzer durumlar ortaya çıkabilir. Burada oyuncunun hafızası imdada yetişir. ve doğru karar almasına yardım eder. Oyun sırasındaki en önemli kararlardan biri oyun ortasından oyun sonuna geçmektir. Bunun için en uygun anı, nasıl seçmeli? Smyslov ve Rubinstein’in oyunlarını inceleyiniz. Bu işi pek mükemmel yaparlardı. Tal’in partilerinde taarruz planları ve taarruza geçmeyi sağlayan kurnazlıklar göreceksiniz. Hasmı boyunduruğa alıp sıkıştırmayı hiç kimse Petrosian kadar iyi bilemez. Bunları Petrosian-Botvinnik maçlarını inceleyerek öğrenebilirsiniz.

Satranç çok esaslı bir literatüre dayanmaktadır. (Geçmiş büyük oyunlar, durumlar, açılışlar) Oyunların disketlere alınabilmesi satranç ustalarını bir sürü kitabı yanlarında taşımak külfetinden kurtarmıştır. Bütün büyük oyuncuların yanlarından ayırmadıkları LAPTOP’ları vardır. Satranç, her ihtimalin hesaplanmasında insan kontrolünün imkansızlığını kabul eder. Kasparov’un şaka ile karışık “Galiba son insan şampiyon BEN olacağım.” demesi bu yüzdendir. Satranç oyununda kazanç, muhtemelen karşı tarafın hatasından ileri gelir. İnsanın hatalardan ders almak ve başkalarının örneğinden ilham almak gibi yetenekleri vardır. Rakibin en iyi karşılığı bulmayacağını varsayarak oynamak akıl karı değildir. Tahta üzerinde sessiz mücadele, yeteneğe karşı hafızayı, taaruza karşı gelişimi, dinamik çözümlere karşı statik savunma gücünü, atak olmaya karşı beklemeyi, gizli kalmış akademik yetenekleri açığa çıkarır. Satranç tahta başında yoğun biçimde uğraşmak yeteneğini ve oyuna hazırlanırken önceden kaynaklardan (kitaplar, videolar, bilgisayarlar, antrenörler, öğretmenler ve başkalarının tecrübeleri) yararlanmayı, bilgisayarların nasıl işlediğinin anlaşılmasını ve mikrobilgisayarlar bilgi bankalarının kullanılmasının öğrenilmesini gerektirir.

Satrançda cinsiyet farkı oyuncunun düşünce biçimine de yansır. Satranç, insanın vasıflarını yarışma yeteneğini azmini, cesaretini, inancını, dayanıklılığını, sadeliği, intibak kabiliyetini, sabrını, esnekliğini buluş yeteneğini, anında uyma ve fırsattan yararlanma kabiliyetini geliştirir. Heyecan, şaşkınlık, iyimserlik, kötümserlik gibi insan davranışlarının kontrolünü ön plana çıkarır.

Başkaları ile karşılaşırken kuralların ve nezaket kaidelerinin kabulünü gerektirir. Ve nihayet satranç. Zevk almak, tecrübe kazanmak, tahtada savaşmak, zorlukları altedmek ve saygı sağlamak, belki bazen de kazanmak için oynanır.

Kahraman Olgaç

Read more »

Beyinsellik dinamosu “Satranç” – Çetin Altan

By |

Size çok değişik bir gözlemden söz edeceğim. toplumların tarih sahnesinde ağırlık kazanmaya başladığı dönemlerde ne oluyor biliyor musunuz? Satranç oyununda yıldızlar fırlamaya başlıyor.Örneğin XVI.yüzyıldan geçen yüz yıla kadar, satrancın büyük ustaları ya İspanyol, ya İtalyan, ya Fransız, ya İngiliz, ya Alman…

 

Derken birden bire Amerika’yla Sovyet’lerde çıkmaya başlıyor Satranç dehaları…

Bu genel çizginin dışında kalan, sanırım sadece bir Japonya var.

Şimdiye dek ünlü bir Japon Satrançsının adını hiç duymadım. Konuyla ilgilenmiş olanlar, ola ki Japonya’da da satrancın iyice gelişmiş olduğunu söyleyeceklerdir…

O zaman bizim gözlem, ayrıcalıksız olarak cuk diye oturacak yerine…

“Canım her şeyde biraz böyle değil mi?” diye düşünmeyin. Gerçi gelişmiş toplumların sporu da, sanatı da, eğitimi de gelişmiş görünüyor ama, Satrancın ayrı bir özelliği var.

Satranç toplumsal düzeyi değil, toplumsal dokudaki değişim çizgisini noktalayıp geçiyor… Yani insanların düşünmeye başladığı anı…

Küba’nın XX. yüzyılda değişik bir özellik göstereceğini, Castro’dan çok daha önce, Kübalı Satranç şampiyonu Cabablanca haber veriyordu belki de.

Bizler olaylara değişik açılardan bakma cıvıltısında olmadığımız için, Cabaplanca’nın neden Küba’dan çıkıp ta başka bir yerden çıkmadığına hiç dikkat etmemişizdir.

Nasıl ki , neden artık İngiltere’den büyük Satranççı çıkmadığını hiç düşünmediğimiz gibi…

Aslında sosyoloji fakültelerinde, üstünde tez yapılması gereken konulardan biridir bu…

Bir toplumun birden Satranca karşı gösterdiği ilgi ile çıkardığı Satranç ustaları, neyin habercisi, hangi değişimin işaret lambasıdır?

Neden Endonezya ile Rodezya, yahut Kuveyt’den doğru dürüst satranççı çıkmıyor da, Yugoslavya, Macaristan ve Arjantin’den çıkıyor?

Bu konuya arada bir değinmemizin nedeni Satrançta geri kalmışlığın ekonomide de geri kalmışlıkla açıklanamayacağıdır. Belkide tersine, Satrançta geri kalmışlık, ekonomide de geri kalmışlığın uzaktan bir gerekçesidir.

Cumhuriyet devrimiyle birlikte Satrancın köylere kadar inmesine önem vererek, kitlelerde yaygın bir Satranç tiryakiliği yaratsaydık, Türkiye’nin bu günkü durumu, çok daha başka düzeylerde olurdu…

Bunalımlar, karamsarlıklar, kötümserlikler, geçimsizlikler, parasızlıklar, umutsuzluklar… Ruhsal bir yitiklikle iyice dibe vurduğunuz zamanlarda, birkaç parti Satranç oynayın. Apayrı bir dünyaya dalacak ve tazeleneceksiniz…

Satrançtan zevk almak için mutlaka bir ikinci kişi bulmaya da her zaman gerek yoktur. Büyük ustaların satranç partilerini yineleyip incelerken insan beyninin şaşırtıcı buluş ve yaratıcılıklarını göreceksiniz?

Ayrıca çözülmesi hiçte kolay olmayan Satranç problemleri vardır. Çoğu gizli bir nükteyi saklar içinde. Örneğin piyonunuzu “vezir” çıktığınız zaman kendisine “vezir” değerini değildi ancak “at” değerini verirseniz çözülecek bir problemle uğraşmak istemez misiniz?

Kafasının yetersizliğini somut olarak görmekten korkanlar, Satrançtan uzak dururlar. Bir yanlış saplantıdır.

Satranca en geç 10-12 yaşlarında başlar ve sürekli olarak çalışırsan, “Satranç bilirim” diyebilirsin…

Benim gibi otuzundan sonra başlarsan sadece vakit geçirip eğlenir, başkalarına hayran olur ve her oynadığın oyunda akıl almaz budalaca körlüklerle mat olursun.

Satrancı kıvıramamak, Satrancın değerini anlamaya engel değildir ki… Ben her oynadığım oyunda nasıl yeneceğimi düşünmekten çok, nasıl yenileceğimi merak ederim. Ancak s,çözümü matematiğe onuçlar hep yenilgi olsa bile, satranç oyunu, satranç diyalektiğine alıştırır insanın kafasını… Satrancın tavlaya oranla adeta bilinmemesi, satranç diyalektiğinin, geleneksel düşünce biçimimize ters gelmesindendir. Bizde geleneksel olarak başarı, ya kaba kuvvete dayatılmıştır, ya da sinsi kurnazlıklara… Satrançta ise kaba kuvvet yoktur, sinsi kurnazlıklar ise karşı tarafın durumu sezmesiyle oyunu tersine çevirir.

Satranç sevenlerin bazı genel özellikleri üzerinde de azıcık duralım. Yaşamın akışı içinde tehlikeli kararsızlıklara düşmezler. Bir oranda belalı yanılgılara uğramazlar. Kişiliklerine güvensizlik duymazlar. Eziklik duygusunun çengellerinde hırçınlaşıp kabalaşmazlar.

Büyük ustalarda rastlanan aşırı gariplikler ayrı bir konudur. Her dalda normalüstü kişiler, bir hayli garip kişilerdir. Satrançta da durum değişik değildir.

Bütün okullara, bütün kahvelere, bütün cezaevlerine, bütün otellere bol bol satranç takımları konmalı… Ayrıca her evde de bir satranç takımı bulunmalıdır.

Türkiye’de bir satranç modası başlasa tahmin edemeyeceğiniz ölçüde ruhsal bir değişim olacaktır…

Bir toplum Satranç dünyasında kendisinden söz ettirmeye başladığı zaman, aradığı güneşe merdivenini dayamış sayılır…

25.4.1984
Çetin ALTAN

Read more »

Satranç ve Zeka – Eysenck

By |

Küçüklüğümüzden beri satranç oynamanın zihni geliştirdiği bilgisiyle büyüdük. Satrancın zekâyla ilişkisi yıllarca bilim adamlarının çalışmalarına da konu oldu, tartışıldı. Peki, satranç ustalarını diğer oyunculardan özel kılan etmenlerin ne olduğunu hiç düşünmüş müydünüz? Bu soruya yanıt niteliğinde, bugüne kadar satrancın zihin üzerine etkilerine ve satranç ustalarının sahip oldukları yetiye yönelik yapılan pek çok araştırma ve kuramı sentezleyecek olursak iki temel noktaya ulaşıyoruz. İlki, satranç ustalarının sürekli olarak satranç oynamaları sonucu kazandıkları rutin, uygulamaya yönelik yetenek. Sürekli uygulama yapıyor olmak, ustalara hızlı ve etkili bir biçimde pozisyonları değerlendirebilme ayrıcalığı veriyor. İkinci özellikse, ustaların bilişsel süreçleri ve uzun süreli bellek örüntüleriyle daha sıkı ilişki içerisinde. Ustalar, zihinlerinde bir takım pozisyon şablonları oluşturuyor. Bu şablonlar, tek tek her bir olası taş dizilimi ve hamleyi barındırmasa da, genel hatlarıyla pozisyon şemalarını kapsıyor. Etkili öğrenmede de sözü geçen bu durum, kişinin uzun süreli belleğindeki düzen ve bilgileri nasıl sınıflandırıp aralarındaki bağlantıları kodladığıyla ilişkili. Eğer ki, her bir oyun sırasında kişi pozisyonları değerlendirip genel ipuçları elde edebiliyor ve bu çıkarımlara bir bilgi paketi şeklinde (örneğin, bir kitaptan) değil de, kendi deneyimlerinden ulaşıyorsa yeteneği de o ölçüde gelişiyor. Ancak bu noktada satranca dair okuma yapmanın değerini de küçümsememek gerekiyor. Yalnızca, okunanların özümsenip uygulamaya geçirilebilmesi adına üzerinde zaman harcanması ve kişisel çaba gerekiyor. Böylece, kodlanan bilginin geri çağrımı da daha hızlı ve etkili gerçekleşiyor

Kaynak: Eysenck, M. W. Psychology. Psychology Press. 2004. sf. 283 – 284.

.

Read more »

Satrançta Yenilmek – Doç. Dr. Selçuk Alsan

By |

Satranca önem verenleri satrançta yenilmeyi hafif bir olay olarak alamaz. Umutsuz durumlarda sonuna kadar savaşan bir oyuncu olarak ün yapmış Alekhine bile arada bir, Şah’ını tahtadan alıp odanın öbür ucuna fırlatarak oyunu terkederdi. Çok tuhaf ve gergin bir insan olan Nimzovich, oyunu kaybedince masanın üzerine çıkarak şöyle bağırırdı: “Bu budalaya nasıl olur da yenilirim?” Atakları ile ün yapmış Spielmann, yenilince acı birşey yutmuş gibi yüzünü ekşitirdi. Satrançta çok zarif, fakat toplumsal ilişkilerinde o derece beceriksiz olan Rubinstein, yüzü kasılmış bir halde adeta “ruhunu teslim ederdi. “Tüm açılış varyantlarını ezbere bilen “hesap makinesi” Gruenfeld ise, yenilince hırçın bir hareketle saatini durdurur ve “geceye karışan bir Arap” kadar sessiz, tek kelime söylemeden sıvışıp giderdi. Bardeleben yenileceğini anlayınca saatini çalışır durumda bırakarak oyun odasından çıkar ve bir daha dönmezdi: böylece oyunu 2,5 saatte 40 hamle yapmamış olmaktan (satranç dili ile saatinde bayrak düştüğü için) kaybederdi. Satrançta yenilgiye karşı bu gibi tepkiler normaldir. Çünkü satranç gerçekten acımasız bir çatışmadır. Oyuncular oyuna eşit koşullarda başlarlar. Oyun baştan sona mantık ve matematik ile doludur; bu bakımdan yenilince, gerçekten ezilmiş gibi olursunuz. Yenmeyi bu kadar istemenizin bir nedeni de yenilginin bu kadar acı oluşudur.

 

Satranç turnuvalarında istediği sonucu alamayan oyuncular, yenilmelerini çoğu kez gerçek olmayan bir özüre bağlarlar. “Kazanıyordum ama dalgınlığıma geldi, yanlış bir hamle yaptım” veya “Karşımdaki uzun uzun düşündü, sinirim bozuldu”, ya da “O gün çok başım ağrıyordu, düşünemedim”. Mutlak bir yerleri ağrımıştır, öksürükleri tutmuştur, oynadıkları yer karanlıktır veya aksine karşıdan gelen güneş gözlerini kamaştırmıştır, tahtayı iyi görememişlerdir. İngiliz büyük usta Amos Burn boşuna şu iğneli söz etmemiştir: “Bugüne kadar yendiğim herkes, hasta olduğu için yenildiğini söyledi: ne yazık, sağlam tek kişiyi yenememişim…” Tanınmış bir oyuncu turnuvadaki yenilgisini aşırı sessizliğe bağlıyordu, o daima gürültülü yerlerde oynamaya alışıktı. Ölümsüz oyunculardan Tarrasch bile 1895 Hastings Turnuvasındaki başarısızlığını şöyle açıklamıştı: “Deniz havası yaramadı bana” Tabii deniz havasının rakiplerine neden iyi geldiğini söylemiyordu. Bu turnuvada Teichmann ie oynayan Tarrasch, oyunun bitmesine iki dakika kala, oturduğu yerde uyuyakalmıştı. Teichmann seslendi: “Hamle sizin doktor!” Fakat yanıt yoktu. Ancak üçüncü seslenişte Tarrasch uyandı, etrafına şaşkınlıkla baktı ve acele bir hamle yaptı, fakat zamanı dolmuştu, oyunu kaybetti. Herhalde deniz havası nedniyle üstüne ağırlık çökmüştü. Aslında ise zaten yeniliyordu, üstüne çöken yenilginin ağırlığı olmalıydı. Tarrasch bu yenilgiyi özellikle unutamadı, çünkü rakibi Richard Teichmann, turnuvalarda hemen daima 5. olduğu için “Beşinci Richard” takma adı ile anılan ve normal olarak Tarrasch’ın yenmesi gereken biriydi. İnsanlardan çoğunun, çoğu kez yenilgilerine neden olarak kendilerinden başka herkesi ve herşeyi gösterdikleri ve kendilerini suçsuz buldukları bir gerçektir: satranç yenilgileri bunun en güzel örneklerinden biridir. John Steinbeck’in “Yukarı Mahalle” romanındaki “iyi kalpli serseriler”, arkadaşlarına hediye olarak aldıkları bir damacana içkiyi oturup oyununda kendileri içerler. Gerekçeleri şudur: “Dostumuz bu kadar içkiyi yalnız içerse sarhoş olur, başına iş açılır: iyisi mi onu kötülükten korumak için biz içekim şu içkiyi…”

Doç. Dr. Selçuk Alsan

Read more »

Satranç Okulu Marketi Yenilendi

By |

Satranç Okulu Marketi yenilenmiş yüzüyle satrançseverlerin karşısında. Satranç Dünyası ile beraber en köklü geçmişe sahip olan Satranç Okulu’nun mağazasından onlarca değişik Satranç Takımına ulaşabilirsiniz. Staunton model takımlar şah yüksekliği 63, 80, 85, 90, 94 ve 95 mm olmak üzere geniş bir çeşitlilik göstermekte. Ayrıca Ahşap Satranç Takımları reyonunda da pek çok değişik ürüne ulaşmak mümkün. Market’te aynı zamanda FM Selim Gürcan tarafından çıkartılan 109 eğitim CD’sine de ulaşabilirsiniz.Bu cdleri Öde ve İndir yoluyla hızlı bir şekilde almak da mümkün. Satranç Dünyası ve Chessmoon üyeleri de bu cdlere yarışmalar sonunda ödül olarak kavuşma şansına sahipler. Sitede ayrıca satranç eğitim panoları, saatler ve satranç kitapları da bulunmakta. Giderek zenginleşen mağaza da çocukların ve velilerin beğeneceği zeka oyunları da bulunuyor. Yüzün üzerinde değişik satranç kitabı ile Satranç Okulu Marketi Türkiye’nin en geniş satranç kitabına sahip mağazası.

Site üzerinden kredi kartı, paypal ve banka havalesi ile alışveriş yapabilirsiniz. Danışma için ise 0 555 993 21 30 no gün boyunca uygundur.

 

Read more »

Satranç Programlarını Kullanmak

By |

Günümüzde her seviyeden satranç oyuncuları arasında, satranç programlarının popülerliği tartışılmaz. Fritz, Crafty ve saymakla bitmez niceleri.. Hangi programı kullanıyor olursanız olun. Oyununuzu geliştirmek için nasıl kullanmalısınız?

Sorunun cevabı için buyurun devam edelim.

Satranç programlarının en güzel yanı sabit bi partner haline gelmesidir. Sabahın köründe “Bir oyun atalım” deseniz itiraz etmez. Programlara karşı oynarken tam güç (3000 rating yada her neyse işte) açmanız son derece yersizdir (eğlence için kim olsa birkaç oyun atar canım). Bunun yerine daha gerçekçi olmalı ve bize uygun bir rating aralığı kullanmak lazım. +300 uygun bir farktır bana sorarsanız. Diyelim ki 1500 seviyesi bir oyuncusunuz programın ayarını 1800 e getirmek en uygunu olacaktır. En güzel özelliklerinden biride analiz yapmasıdır programların, bu sayede nerede hata yaptığınızı görme şansınız olur. Rahmetli hocamın dediği gibi “Zopayı yiye yiye atmayı öğreneceksiniz” ve bu olduğunda zorluk seviyesini arttırıp devam edin.

Oyun oynayıp analiz yapmaktan başka neler yapabilirsiniz ki? Önerebileceğim en güzel çalışma yöntemlerinden birisi  kendinize ufak bir üstünlük veren bir oyun sonu dizmeniz (şah+8 piyon karşıya da Şah+6 piyon) ve en zor derecesine getirip yenmeye çalışın. Hangi seviyeden olursanız olun o kadar da kolay olmayacak. Nihayet programı yenmeye başladığınızda işi zorlaştırın, 1-2 at ekleyin yada ne bileyim kale. Oyun sonunu anlamak için gerçekten harika bir yol.

Satranç programları çok öğretici olabilirler ve bulabileceğiniz en zorlu rakip de olabilirler. Günümüzde programların size sunduklarının sınır yok; satranç problemleri, taktik çalışmalar, açılış dersleri ve daha niceleri. 

Tüm bunlar harika! Teknolojinin nimetlerinden yararlanın, onu sömürün ama dışarı çıkıp güzel bir kafede yada size yakın satranç klübünde arkadaşlarınızla oynamayı da unutmayın olur mu?

Read more »

Tavsiye Ettiğimiz Satranç Kitapları

By |

satrancin_esaslari

Satrancın Esasları

Capablanca

Satranca başlamak için en iyi kitap..

 

Satranç Kitabım

Selim Palavan

“Satranç Kitabım”, satranca yeni başlayan ya da usta seviyesinde olan bütün satranç meraklılarına hitap edecek bir eser. Kendine özgü dili ve nükteli anlatımı, öğretici olmanın yanısıra kitabı eğlenceli hale getiriyor.

Satranç: Büyük Ustalar Modern Görüşler

Richard Reti

Bir ders kitabı yöntemliliğiyle işlediği bu yapıtında Reti, satranç stratejisini tarihsel gelişimi içinde sunmaktadır. Anderssen dönemi romantizminden örneklerle başlayan kitap, Morphy ve özellikle Steinitz’in yol açtıkları klasik çığırı, özellikle Lasker’i çarpıcı yönleriyle irdeledikten sonra, satrancın Rubinstein’la Capablanca’nın elinde ulaştığı yetkin yoğrumu betimlemekte ve Reti’nin kendisinin de içinde bulunduğu, Nimzoviç, Alyehin, Breyer gibi hipermodernler kuşağının görüşlerini yansıtarak son bulmaktadır. Reti bu alanda, açılış sorunlarını, varyant labirentleinde kaybolmadan, hamlelerin ardında yatan stratejik amacın ışığında aydınlatmakta, ayrıca sayısız oyunortası sorununa değinme fırsatını da bularak canalıcı noktaları, yalın, açık ve sürükleyici bir anlatımla serimlemektedir.

yerli1b

Satrançta Turnuva Hazırlığı

Aleksandr Koblenz

Çeviri:Uluğ Nutku, Serdar Çelik

1930’lara doğru temeli atılan Sovyet Satranç Okulu’nun Koblenz, 1960-1961 Dünya Satranç Şampiyonu ve günümüzün ilk on oyuncusu arasında yer alan Mihail Tal’i yetiştirmekle öğretmenliğindeki başarısını kanıtlamıştır. Bu okulun yetiştirdiği dünya şampiyonları arasına son olarak adını yazdıran Kasparov, Koblenz’in öğretim yönteminin sağlamlığını ve modern satrancın temellerini atmış oluşunu göstermesi yönünden de önemlidir. Günümüzde hemen her dilde yayınlanan ve sayıları gittikçe çoğalan kitaplar arasında kalıcı niteliğe ulaşanları pek azdır. Elinizdeki kitap bu türden bir klasiktir; satranç öğretiminde vazgeçilemeyecek bir yapıttır.

 yerli18b

Satrançta Ustalık Dersleri

Aleksei Suetin Çeviri: Ali Karatay

yerli12b

Satrançta Sistematik Antrenman (Training

Sergiu Samarian

Satrançta ilerlemek isteyenler için..

Satrançta Oyun Sonu

Yuri Averbach

Satranççılarımız, oyunsonunda daha çok, açılış öğrenmeye eğilimlidir. Nedeni de her oyunda açılış olmasına karşılık, her oyunda oyunsonu olmamasıdır. Oysa bazı oyunlar, geçilebilecek olan oyunsonundaki üstünlüklerin ne olduğu bilinmediğinden, oyunortasında kaybedilmektedir ya da oyunsonu elverişli olmadığı halde sadeleşme ile bu evreye girildiğinden güç durumla karşılaşılmaktadır. Kısaca, oyunsonu bilgileri öğrenildikten sonra tam bir satranççı olunabilir.
-Ümit Ünkan

Satrançta Beraberlik

L. Verhovski

yerli21b

Masallarla Satranç

Ozan Çapan

 

yerli20b

Gençler İçin Satranç

B. J. Withuis, Helmut Pfleger

Çeviri:Selim Palavan,Alev Gönçer

Gençler için satranç, konsantre olma yeteneğini düzenlemek, stratejik düşünüş tarzını öğrenmek ve bundan zevk almak için en iyi olanaktır. Bu kitap atılabilen adımlarla satrancı tanıtmakta ve Alman Satranç Federasyonu’nun verdiği “Piyon”, “Kale” ve “Şah” diplomalarını alma olanağını sağlamaktadır. Sistematik anlatımı sayesinde

(“Öğrenmek-denemek-onaylamak”) oyun gücü planlı bir şekilde artırılmaktadır.

Read more »

Satrancın Çocuk Eğitimdeki Rolü ve Önemi

By |

Her anne ve baba çocuğunun bedensel,zihinsel ve duygusal olarak gelişmesini ister. Bu nedenle pek çok anne baba çocuğunu sportif bir aktiviteye veya sosyal bir etkinliğe gönderir. Bunda amaç çocuğun gelişimi yanında çevresini daha iyi tanıması,daha iyi iletişim kurması ve sosyal yönünü daha fazla geliştirmesidir. Sportif faaliyetlerin ve sosyal etkinlikler bunu bir aracıdır. Satranç sporunun da bu alanda farklı ve özel bir önemli vardır. Satranç sporunun bu konudaki yeri farklıdır Bunun böyle olmasını doğaldır. Çünkü satranç ile yaşam arasında hiçbir oyuna nasip olmayan bir benzerlik vardır. Diğer sporlar ile yaşam arasında da benzerlikler kurulmaya çalışılmış,bu konuda kitaplar hatta filmler de çekilmiştir. Ama hiç birinin yaşama benzerliği satranç kadar olamaz Çünkü satranç, pek çok spor gibi hayattan kopuk yapay olmayıp bizzat hayatın gerçeklerinden esinlenerek ortaya çıkmış bir oyundur. Yaşamda var olan ve hep var olacak mücadelenin tahta üzerinde anlatımıdır. Benjamin Franklin ‘Satranç bir tür yaşam, yaşam bir tür satrançtır.’ Diyerek bu benzerliği dile getirmiş. Satranç milli takım eski antrenörü Vasikov ise bu benzerliği ‘Büyük hayatın küçük bir modeli’ olarak tanımlamıştır.

Akla şu soru gelebilir?Satranç ile yaşam arasında benzerlik olmasının satranç oyuncularına, çocuklarımıza faydası nedir? Satrancın çocuk eğitiminde katkısının önemi burada yatmaktadır. Madem ki yaşam ile satranç arasında bu kadar benzerlik vardır. Madem ki satranç hayatın küçük bir modelidir. Bu modeli iyi kavramak,hayatı tanımaktır O halde gerçek yaşamda uygulamak istediklerimiz için bu modelden yararlanabiliriz. öğrenmeyi Öğretme aracı olarak kullanabiliriz.

 

Çocuk eğitiminde satrancı bir araç olarak kullanıp,hayata yönelik mesajlarımızı satranç modeli üzerinden verebiliriz. Biz bunu yapmasak bile oyunun felsefesini kavramaya başlayan çocuk satranç için değerli olanın, hayat içinde geçerli olacağını anlayacaktır.. Bu konuda satranç öğretmenlerine de büyük görev düşmektedir. Satranç sadece bir oyun olarak düşünülmemeli, ardındaki düşünce birikimi, felsefesi uygun dozlarda çocuğa verilmelidir. Bu şekilde bu oyundan arzu ettiğimiz maksimum faydayı sağlamış oluruz.

Çocuklarımıza iyiyi kötüyü, neleri yapıp neleri yapmaması gerektiğini didaktik bir anlayış içinde öğretmeye çalıştığımızda bunun pek yarar sağlamadığı gibi itici de geldiği bir gerçektir. Oysa satranç, oyun içinde yapılacak bir hamlenin oyunu nasıl şekillendireceğini, oluşan yeni durumun ne gibi sonuçlar doğurabileceğini bir neden-sonuç ilişkisi içinde ortaya koyar. Bunun sonucunda çocuk günlük hayatta yapacağı davranışların satrançta olduğu gibi bazı sonuçları olabileceği gerçeğini kavrar. Onları çevrelerine karşı daha sorumlu olmaya yöneltir.

Yaşamda da satranç oyununda da esas olan mücadeledir. Satranç bir mücadele yönetimidir. Yönetim becerisidir. Yönetim sanatıdır. Hatta bazen bir kriz yönetimidir. Satranç bizlere oyunda olduğu gibi yaşamda da kısa ve uzun vadeli hedeflerin olması gerektiğini, amacı olmayan oyununda yaşamın da bir şey ifade etmeyeceğini anlatır. Hedefe ulaşmak için bir plan yapılması bu plan doğrultusunda eldeki olanakların en akılcı,en ekonomik kullanımını öğretir. Hedefe ulaşan yolda, gelebilecek tüm olumsuzluklara karşın tedbirli olmayı,ayrıntılar hesaplansa bile yapılan tüm hamlelerin asıl amaca hizmet etmesi gerektiğini ortaya koyar.

Çocuklarımıza anlatmamız gereken bir olguda başarıdır. Başarı kavramını anlatmaya çalışırken yine satrançtan yararlanabiliriz. Başarı hemen herkesin ulaşmak istediği bir hedeftir. Çocuklar da başarıya hemen ve kolay yoldan ulaşmak isterler oysa başarı insanlara sunulan bir lütuf değildir. Ardında azim,fedakarlık,sabır,planlı çalışma ve tüm bunların yapıldığı bir süreç vardır. Kısacası bir bedel vardır. Adeta bir bedel karşılığında alınmıştır. Başarının bedeli önceden ödenmiştir. Başarısızlığın bedeli ise sonradan ödenir. Başarısızlığı bazıları için cazip kılan da budur. Yaşamın cilveleri denebilen şansın,rastlantıların önemli etkilerine rağmen bedel ile başarı arasında doğru orantı olduğunu söylemek mümkündür. Bu satrançta da böyledir. Hiçbir oyun satrançta olduğu gibi başarıyı dünya ölçeğinde kıyasla malı olarak rakamlarla ifade edemez. Çocuk çalışıp oyunculuğunu ilerlettikçe gerek ulusal (UKD) gerek uluslararası(ELO) kuvvet dereceleri artar. Çocuk bedelini ödediği sürece başarı merdivenlerine tırmandığını görecek ve tüm başarı öykülerinin ardında bir bedel olduğu gerçeğini öğrenecektir.

Hayatın bir izdüşümü,bir simülasyonu olarak düşünülen satranç sporunun çocuk eğitiminde olumlu ve kalıcı etkileri olduğu yaygın kabul görmüştür. Dünya eski satranç şampiyonlarından Alekhin “Ben satranç sayesinde kendimi eğittim.” diyerek bunun önemini vurgulamıştır. Çocuklarımızın bir konu üzerinde konsantre olamamaları en fazla şikayet ettiğimiz sorunlardan biridir. Sanılanın aksine, çocukların dikkatlerini bir konu üzerinde toplamasıyla konsantrasyon artmaz Konsantrasyonu sağlayan en önemli unsur motivasyondur. Çocuk gerçekten sevdiği, istediği şeylere karşı konsantre olur. Satranç bir oyun havası içinde çocuğu zorlamadan, kendi arzusuyla düşüncesini bir konu üzerinde yoğunlaştırmasını sağlar. Konsantrasyon öğrenilebilir bir özelliğe sahiptir. Satranç sayesinde konsantre olmayı öğrenen çocuk, burada kazandığı bu özelliği diğer alanlara da taşır. Bu çocukların daha sonra derslerine ve diğer konulara konsantre olmaları daha kolay olur. Satranç oynayan çocuklarda dikkat dağılması sorununun önemli ölçüde azaldığı zamanla görülecektir.

Satranç oyununda değişik varyantlar sonucunda oluşacak pek çok konum önce zihinde canlanır. Tahtada olmayan ama zihinde beliren bu konumlardan hangisinin daha iyi olacağına karar verildikten sonra bunu tahta üzerinde gerçekleştirmeye yönelik hamleler yapılır. Çocukların gerçekleştirmek istediklerini önceden zihinlerinde yaşatmaları onlarda yaratıcı düşüncenin filizlenmesine zemin hazırladığı gibi düşündüklerinin gerçekleştiğini görmek te kendilerine olan güvenini artırır.

Bir satranç oyuncusunun oynadığı oyunu üzerinden bir süre geçmiş olsa bile,hiçbir yere bakmadan tahta üzerinde yeniden oynayabildiği,satranç oyuncularının sık sık şahit oldukları bir olaydır. Bu, yeni başlayan oyuncularda görülmeyen,oyun pratiğinin ilerlemesine paralel olarak gelişen bir özelliktir. Hafıza bilginin depo edilmesi ve gerektiği anda kullanılabilir hale getirilmesidir. Bilginin depo edilip gerektiğinde bilinç seviyesine çıkartılma mekanizması ne kadar iyi çalışıyorsa o denli güçlü hafızadan bahsedilebilir. Bilindiği gibi hafızanın pek çok dalı vardır. Satranç özellikle fotoğrafik (konumsal) hafıza üzerine etkilidir.

Oyuncunun onlarca hamleyi sırasıyla aklında tutabilmesi gelişmiş bir hafızanın sonucudur. Hafızayı artıran temel unsur belleği zorlamaktır. Satranç hafızayı sürekli zinde tutarak,unutma problemini önemli ölçüde azaltır. Gelişmiş bir hafıza sadece satranç oyunu ile sınırlı kalmayıp,diğcr alanlarda da etkisini göstereceğini söylemek mümkündür.

Satrancın çocuklarımıza kazandırdığı önemli bir özellikte zamanı kullanma becerisidir. Modern insanın tanımının zamanı ve mekanı en iyi kullanan insan olarak yapıldığı bir dünyada çocuklarımıza öğretmek zorunda olduğumuz diğer bir kavramda zamandır. Yaşamın hızlanması zamanın önemini artırmıştır. Yaşamın daha da hızlanacağını düşünürsek gelecek te zaman kavramının öneminin daha da artacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Zaman sadece bir kavram olmanın ötesinde,artık pek çok kavramında belirleyicisidir. Doğru bile ancak kendi zamanında yapılırsa doğrudur.

Satranç zamana karşı oynanan bir sürat oyunu değildir. Ama belirli bir zaman dilimi içinde oynanması gereken bir düşünce sporudur. Dolayısıyla sadece hızlı oynamak yada sadece doğru oynamak yeterli değildir. Esas olan her ikisini de birlikte yapabilmektir. Yani doğru kararı belirli süre içinde verebilmektir. Hayatın da bizden istediği budur

Günlük yaşamın pek çok anında zamanın baskısı vardır. Yapılan hataların önemli bir nedeni zamanın üzerimize yaptığı baskının oluşturduğu gerilimden kaynaklanmaktadır. Okula geç kalan çocuk zaman baskısıyla gerilim altındadır. Böyle bir çocuk hata yapma eğilimindedir. Derslerini zamanında yetiştiremeyen çocuk huzursuzdur. Çevresine karşı kırıcıdır. Satranç zamanın önemini en iyi vurgulayan ve zamanı kullanma becerisini artıran bir oyundur.

Çocukların ilk defa saat kullanarak oynadıkları oyunlar ilginçtir. Örneğin çocuğun bir saat vakti olmasına rağmen zaman baskısı ile panik içinde hızlı ve yanlış hamleler yaptığı gözlenir. Aynı çocuk saatle oynamaya alışırsa bir süre sonra bir dakikası kaldığı halde sakince doğru hamleleri bulup oynayan biri haline gelir. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi çocuğun zamanı daha iyi algılaması diğeri ise kendi yeteneklerini keşfetmesidir. Çocuk kendi kapasitesini tanıdıkça belli bir süre içinde neleri yapıp neleri yapamayacağını bilir. Örneğin tahtaya şah -kaleye karşı şah konumunu dizin ve 30 saniye süre verin Çocuk sakin bir şekilde verilen süre içinde matı gerçekleştirdiği görülecektir. Çünkü çocuk bu matı yapmayı bildiği gibi sürenin de yeterli olacağını bilmektedir. Bir saat süresi olmasına karşılık panik içinde hatalı oynayan çocuk bir dakika kalmasına rağmen sakin ve doğru oynayan çocuk haline dönüşmüştür. Başka hiçbir oyunda bu kazanımı görmek olası değildir.Zamanı kullanma becerisi arttıkça insanın bioritmi ile zamanın periyotları daha fazla örtüşür. Dolayısıyla bioritmin gerçek zamandan daha hızlı olduğu tez canlılık ve bioritmin daha yavaş kaldığı ağır kanlılık ve bunun sonucunda ortaya çıkan panik ataklara pek rastlanmaz.

Satranç çocuklarımızı daha iyi tanımamızın da da aracı olabilir. Satranç bir beyin sporu olması nedeniyle, satranç oyuncusu kişiliğini oluşturan pek çok özelliğini satranç tahtasına yansıtır. Bu nedenle kişiliğini bildiğimiz birinin oyun anlayışı hakkında bazı ipuçları elde etmek mümkündür. Bunu terside doğrudur. Oyun anlayışına bakarak kişilik yapısı hakkında bazı ip uçları elde edebiliriz.

Kişilik olarak temkinli,kuşkucu ,risk almaktan kaçınan, düzenli, kurallara aşırı bağlı çocuklarla,atak risk almaktan çekinmeyen çocukların bu özelliklerini oyunlarında da görmek olasıdır. Sadece oyun anlayışları değil, oynayış biçimleri de onların kişilikleri hakkında bilgi verir Kendinden emin bir çocuğun taşı hareket ettirmesi ile şüpheci bir bir çocuğun taşı oynatması farklıdır..

Onlar çocuklarımız bile olsa acaba yeterince tanıyor muyuz. Çocuklarımızın standart tepkilerini belki çok iyi biliyor olabiliriz Ama önemli olan duygularını en üst seviyede yaşayan çocuğun tepkilerinin ne olduğudur.Sevincini, mutluluğunu kızgınlığım. öfkesini yaşayan çocuğumuzun tepkisini biliyor muyuz?Böyle anlarda çocuğumuzu tanımakta zorlandığımız oluyor mu? Çocuklarımızın normal koşullarda nasıl davrandıkların dan daha önemlisi ,zor anlarda neler yaptığıdır.

Çocuklarımızın psikolojik sorunlar yaşamasında, istenmeyen alışkanlıklara kapılmasında,suça eğilimli olmasında en önemli etkenin onların içine düştükleri ruhsal boşluk olduğu bilinmektedir. Ruhsal boşluk içinde bulunan bir insanda umutsuzluk,karamsarlık,değersizlik,yalnızlık kural tanımamazlık gibi duygu ve düşünceler egemendir. Bu tür olumsuz duygu ve düşünceler içindeki bir çocuğun bu boşluğu doldurmak amacıyla toplum taralından pek kabul görmeyen davranışlarda bulunması ve bağımlılık yapan maddelerden yardım beklemesi sık rastlanan sosyal bir sorundur. Çocuklarımızın ruhsal gelişimine ne kadar özen göstersek de,ne kadar ruhsal dünyalarını doldurduğumuzu sanıyor olsak ta zaman zaman ruhsal boşluğa düştüklerine tanık olmaktayız.

Satranç insanların ruhsal dünyasında oluşan boşlukları doldurabilecek eşsiz bir oyundur. Çünkü tek başına bile çalışılabilen ,problemleri çözülebilen,analizleri yapılabilen,monotonluktan uzak,içinde pek çok güzelliği barındıran ve hayranlık duygusu uyandıran bir oyundur.

Çocuklarımızın zaman zaman yaşadıkları yalnızlıklarını paylaşabilecekleri iyi bir arkadaştır. Satranç çocuklarımızı suçtan,suç ortamından uzak tutar. Onlar için güvenilir,hayata bağlayıcı sıcak bir ortam sunar. Pek çok anne baba satranç sayesinde rahat uyuyabildiklerini ifade etmişlerdir. Satranç bilgisinin ötesinde,satranç kültürü yaşama zenginlik kattığı gibi sorunları çözme becerisini de artırır.Günlük yaşamda karşılaşılan sorunları çözmekle satranç tahtasındaki sorunları çözmek arasında en azından metot açısından bir benzerlik vardır. Sorunların çözümünde atılan adımlar,satranç tahtasında yapılan hamleler gibidir. Hamleler ve adımlar ne kadar iyi ise başarıda o kadar parlaktır.

İsveç Bilimler Akademisi 1994 Nobel Ekonomi Ödülünü üç bilim adamına satranç oyununu karmaşık ekonomik sorunları çözmekte temel olarak kullanmayı deneyen çalışman nedeniyle Macaristan’dan John HARSANJİ(Berkeley Üniversitesi)A.B.D.’den John NASH(Princeton Üniversitesi) ve Almanya’dan Reinhard SELTEN’e verdi.. İsveç Bilimler Akademisi 1994 Nobel Ekonomi Ödülünü üç bilim adamına karmaşık ekonomik sorunları çözmekte satranç oyununu temel alan çalışmaları nedeniyle verdi. Satrancın kazandırdığı sorun çözme becerisi sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal ve siyasal sorunların aşılmasında da katkısı olabilir.

Satranç tahtasında öyle konular olabilir ki yapılacak bir hamle,oyunun kaderini değiştirebilir. Hayatta da öyle öyle anlar olabilir ki atılacak bir adım yaşamı değiştirebilir. Tahtada da da yaşamda da başarı bir plan doğrultusunda hareket edip uygun zamanda etkili bir atakla sonuca gitmektir.

Satranç ile yaşam arasında bire bir ilişki kurup,satrançta başarılı olmak yaşamda da başarılı olmak anlamı çıkanlmamalıdır. Satranç başarının yöntemini öğreten,analitik düşünme yetisini kazandıran öğrenmenin öğretilmesini sağlayan bir oyundur

Günümüzün yaşam felsefesinde spor,kaliteli yaşamın bir parçası ve en yararlı sosyal etkinliktir .Çocuğun hayatı kavramasında dengeli ve sağlıklı gelişimi için son derece önemlidir. Entelektüel bir uğraş olan satranç sayesin de çocuğun çevresini tanıması ve iletişim kurması daha kolaylaşır. Ayrıca çocuğun duygusal olarak daha iyi gelişmesine yardımcı olur.

Bu güne kadar çocuğu satranç oynadığı için pişman olan hiçbir anne babaya rastlamadım. Ama çocuğu satranç oynadığı için mutluluk duyan pek çok anne babayla karşılaştım. Satranç dünyasında beni en rahatsız eden olay aileler arasındaki çekişmenin çocuklara yansımasıdır..

Başarıyı sadece sayılarla ifade etme ,başarıyı sadece derecelerle ölçme alışkanlığı,insanoğlunun kendini yanlış koşullandırmasının bir sonucudur. Oysa satranç iyi bir tercidir Bu tercihi yapıp satranç oynayan her çocuk başarılıdır.

Tüm bunlar göz önüne alındığında satrancın çocuklarımız için son derece yararlı bir aktivite olduğunu söyleyebiliriz.

Satranca başlama yaşı: Satranç her yaştaki oyuncunun oynayabileceği bir oyun olduğu gibi her yaşta da öğrenilebilen bir oyundur. Ancak çocukların zihinsel gelişimi düşünüldüğünde,satranca erken yaşlarda başlamanın önemi açıktır. Küçük çocuklarda öğrenme yetisi en az büyükler kadardır. Bu nedenle satranç çocuklara kolayca öğretilebilir. Bilimsel çalışmalar çocuklarda yeteneğin gelişiminin 2 ile 6 yaşlar arasında daha hızlı olduğunu ortaya koymaktadır. Öğrenmenin öğrenilmesi çocuğun o yaşlarda alacağı eğitimle ilgilidir Yani bir çocuğun bir sanat veya bir spor dalına olan yatkınlığı bu dönemde alacağı eğitimle ilgilidir. Bir spora yatkınlığın gelecekteki başarı için önemi göz önünde bulundurulduğunda,satranca başlama yaşının 4 ile 6 yaş arasında olması gerektiğini söyleyebiliriz. Burada amaç,satranç figürlerinin ve satranç temasının çocuk gözündeki cazibesinden de yararlanarak,çocuğu satranç ile tanıştırmaktır.Oyun anlayışı içinde başlayan eğitim, verilenler alındıkça,yenilerinin verilmesiyle devam eder. Ancak hiçbir zaman çocukta aşırı yükten bir bezginlik veya aynı şeylerin tekrarından dolayı bir bıkkınlık oluşturmamalı Dersler her zaman monotonluktan uzak, heyecan verici bir tempoda sürdürülmelidir.

Dr. Olgun KULAÇ

Read more »

Satrancın Yararları

By |

– Kötü alışkanlıklar edinilmesine engel olur.

– Planlı hareket etmenin önemini ve gerekliliğini kavratır.

-Süratli, doğru ve çabuk düşünebilmeye yardımcı olur, olaylara doğru yorumlarla yaklaşabilme yeteneklerini geliştirir.

– Kişiliği ve karekteri olumlu yönde etkiler ve geliştirir.

-“Kendine güven” duygusu aşılar ve bunu geliştirir.

– Kendi güç ve yeteneklerini daha iyi tanıyarak, bireysel güç ve yetenekleri açığa çıkarmaya ve bireysel doğru kararlar alabilmeye yardımcı olur.

– Dikkatini tek konu üzerinde yoğunlaştırabilme alışkanlığı kazandırır.

-Diğer ders konularının daha iyi anlaşılıp kavramasına yardımcı olur. Bilimselliği ön plana alarak araştırmalar yapmaya yönlendirir.

– Konulara karşı şüpheci yaklaşımı benimsetir, onları ezberci zihniyetten arındırır.

– Kişileri düşünen, araştıran, yargılayan varlıklar haline getirir ve yaratıcılıklarında özgür bırakan bir ortam hazırlar.

– Başarıya ancak ve ancak sistemli ve disiplinli bir çalışmayla varılabileceğini gösterir.

– Mücadeleci bir ruh yapısına sahip olmanın gerekliliğini benimsetir.

– Başarısızlıklar karşısında yılmamayı, başarı için daha da çok çalışmanın gerekli olduğunu öğretir.

– Başarılardan büyük hazlar duyarak daha da başarılı olmaya yönlendirir.

– Yepyeni hedefler göstererek bu yeni hedefler doğrultusunda motivasyon sağlar.

– Kişilerin olumsuz bir yönünü, eksikliğini, veya bir davranış bozukluğunu hızlıca ortaya çıkarır.

– Kurallara uymayı, dostça oynamayı, kaybetmeyi kabullenmeyi, kazananı kutlamayı öğretir.

– Yakın dostluklar kurup daha çok sosyalleşmeye ve sosyal yaşamının zenginleşmesine yardımcı olur.

– Satrancın yararlarını gösteren bütün bu maddeler, Milli Eğitimin de temel amaçlarındandır, Türk Milli Eğitimi’nin öğrenciler tarafından kazanılmasını istediği temel davranışlardır. Bu kadar pozitif etkisi olan bir araç kesinlikle bir ‘EĞİTİM ARACI’dır. Yeryüzünde başka hiçbir araç, bu kadar olumlu davranışların hepsini birden bireylere kazandıramaz!

Öyleyse, çocuklarımızın olabildiğince küçük yaştan başlayarak ‘Kişilik gelişiminde satrancın pozitif etkilerinden yararlanma’ amaçlanmalı, çocuklarımızın olumlu davranışlar sergilemelerini sağlamaya çalışmalı bu amaç bir ‘görev’ olarak benimsenmelidir.

Read more »

Cinsiyet Değiştiren Vezir

By |

Celal Üster

Satranç, yaygın inanışa göre, Doğu kökenli bir oyundur. Birçok araştırmacı, satrancın 6. yüzyılda ya da daha öncesinde Hindistan’da doğduğunu savunur. Bu ölümsüz oyunun Müslümanlar’dan İspanyollar’a, Bizanslılar’dan da İtalyanlar’a geçerek tüm Avrupa’ya yayıldığı söylenir. Ama hep merak etmişimdir: Satranç taşlarının en önemlisi olmasa da en güçlüsü olan ‘Vezir’, Batı dünyasında neden ya da nasıl ‘Kraliçe’ (Queen) adını almıştır? ‘Şah’ın Batı’ya gidildikçe ‘Kral’a (King) dönüşmesi daha anlaşılır bir durumdur da, ‘Vezir’in ‘Kraliçe’ye, başka bir deyişle eril bir taşın dişil bir taşa dönüşmesi biraz şaşırtıcıdır.
Gerçi Doğu’da, İran’da ve Arap ülkelerinde ‘Fil’ diye bilinen taş, Batı’da ‘Piskopos’ (Bishop) olmuş; bizim ‘At’ dediğimiz taş da ‘Şövalye’ye (knight) dönüşmüş. Bizde ‘Kale’ denen taşa, İngilizler ‘Rook’ diyorlar; ‘Rook’ ise, Hintçede ‘Ruh’tan, Farsçada ‘Roh’tan (Asker) geliyor. Ama bunlara bir diyeceğim yok. Çünkü, neresinden bakarsak bakalım bir Doğu oyunu olan satranç, belli ki, bir ordunun savaş düzenine dayalı, sapına kadar erkek kökenli bir oyundur.
Satranç ve taşların hareketi, doğal olarak, yüzyıllar boyu coğrafyadan coğrafyaya, iklimden iklime karmaşık bir evrim süreci yaşamış. Zaman içinde taşların ilerleyişi ve özellikleri de değişimlere uğramış. ‘Vezir’in zamanla cinsel bir değişim geçirerek Batı’da ‘Kraliçe’ye dönüşmesi ise, Stanford Üniversitesi öğretim üyelerinden Marilyn Yalom’un kısa bir süre önce yayımlanan Birth of the Chess Queen (Satranç Kraliçesinin Doğuşu) adlı kitabının konusu olmuş.
‘Şah’, bütün yönlerde yalnızca bir kare ilerleyebilir, ama oyunun ister istemez en önemli taşıdır. ‘Şah’ınız kıstırılıp kaçamayacak bir duruma düştü mü, feriştahı gelse kurtaramaz sizi, mat olduğunuzun resmidir. Öteki taşlar, ‘Fil’, ‘Kale’, ‘At’, ‘Piyon’ hep belirli yollardan hareket ederler. ‘Vezir’e gelince, nerdeyse her şeye gücü yeter. Önüne bir engel çıkmadığı sürece satranç tahtasını herhangi bir yönde boydan boya geçebilir; üstelik, hem ‘Kale’ gibi sütunlar ve sıralar üzerinde, hem de ‘Fil’ gibi çaprazlar üzerinde. Tıpkı şahını koruyan, ona akıl veren, onun askerlerine komuta eden, düşmana saldırıyı yöneten gerçek bir vezir gibi.
Tarihçileri, bu oyunun en eski dönemlerinde Hindistan ve İran’da kullanılan satranç taşlarının figürlü olduğunu belirtirler. ‘Şah’, şaha benzer; ‘Vezir’, vezire; ‘Fil’, file. Sonradan, İslâm dünyasındaki suret yasağı, satranç taşlarını figürsüzleştirir, soyut biçimler verilir taşlara. Satranç, Ortaçağ başlarında Emeviler’in egemenliğindeki İspanya üzerinden Avrupa’ya yayıldığında, taşlarda insan figürleri yeniden belirir.
Kültür tarihçisi Marilyn Yalom, yaptığı araştırmalar sırasında, 990 yılında yazılmış bir şiire rastlamış. İsviçre’deki Einsiedeln manastırındaki bir keşişin yazdığı ‘Satranç Üzerine Dizeler’ adlı şiirde, ‘Vezir’den ‘Kraliçe’ olarak söz ediliyormuş. Yalom, araştırmalarını derinleştirdiğinde, Geoffrey Chaucer’da da karşılaşmış ‘Kraliçe’yle. Ama günümüzdeki karşı konulmaz gücüyle ‘Kraliçe’nin en açık seçik betimini Luis Ramiriz de Lucena’nın 1496’da İspanya’da yayımlanan Aşk ve Satranç Sanatı Üzerine Söylev adlı kitabında bulmuş.
Yalom’un anlattıklarına bakılırsa, bizim ‘Vezir’ dediğimiz taşın adı ve cinsiyeti değişirken gücünde de büyük bir değişim meydana gelmiş. Eskiden ‘Vezir’ çaprazlar üzerinde yalnızca bir kare ilerlerken, 15. yüzyıl Avrupası’nda ‘Kraliçe’ bugünkü müthiş gücüne erişmiş.
Yalom’un, yanıtlamaya çalıştığı soru şu: Erkeklerin egemenliğindeki bir dünyada, ‘Kraliçe’nin bunca güçlü olduğu bir oyun nasıl kabul gördü? Yalom, bu soruya tek bir kesin yanıt vermek yerine, yanıtı ortaya çıkarabilecek birkaç tarihsel/kültürel gösterge sunmayı yeğliyor.
Birincisi, Ortaçağ Avrupası’nda Meryem Ana’nın bir güç figürü olarak ululanması. Hz. İsa’nın anasının, Yeni Ahit’te Tanrı’nın uysal ve itaatkâr hizmetkârı olarak görülmesine karşılık, Ortaçağda güç ve görkemle donatıldığını vurguluyor Yalom. Sonra, gene Ortaçağda nerdeyse bir tapım gibi ortaya çıkan saray aşkından söz açıyor; her şövalyenin tapınırcasına bağlılık duyduğu bir hanımefendisi olduğundan söz ediyor. “Bu hanımefendi bazen erişilmez ve evli bir soylu kadın olabiliyordu,” diyor. “Şövalye, ortaya koyduğu yiğitliklerde esin gücünü ondan alıyordu.”
Yalom, satranç ‘Kraliçe’sinin yükselişindeki etkenlerden biri olarak da, gerçek yaşamda güçlü kraliçelerin, özellikle de 15. yüzyılın ikinci yarısında Kastilya kraliçesi I. Isabella’nın ortaya çıkışını görüyor. Yalom’a göre, güçlü ‘satranç kraliçesi’nin Güney Avrupa’da boy göstermesi hiç de rastlantı değil.
Marilyn Yalom’un kitabı, satranç âlemindeki bu cinsiyet değişiminin toplumdaki, Ortaçağ Avrupa toplumundaki karşılıklarını araştırıyor.

Radikal gazetesi

Read more »