Satranç

Adı oyun biliyorum ama hiç oyun gibi algılamamıştım, oyun her şeyden önce eğlenceli olmalıydı benim için. Satranç daha çok düşündüren, plan yaptıran, dikkat gerektiren, dikkat gerektiren ve yine dikkat gerektiren bir şeydi.

 

Dikkat konusunda iyi değilimdir, aslında sevmediğim konularda dikkat konusunda hiç iyi değilimdir. İnsanların saatlerce nasıl satranç oynayabildiğimi merak ettim. Üstelik eğlenceli bile değilken.

 

 

Tekrar satranç oynayamaya aslında kendimi zorlamaya başladım.  Aslında satranç hakkında yazacak kadar ne usta bir oyuncuyum, ne de yeteri kadar oynadım, ama şimdiden beni şaşırtan şeyleri paylaşmak istedim,

 

–          Oyun olarak algıladığım için, taşların nasıl hareket ettiğini bilmenin oynamak için yeterli olduğunu düşünüyordum, gerisi biraz şans, biraz karşı tarafın açığını aramaya bakar diyordum, kesinlikle yanlışmış.

–          Bir kere oyun değil zaten, beyin jimnastiği dediğimiz türden şeylerden biri.  Oyun kelimesi çok hafifsiyor J

–          Stratejinizin olması, hamlelerin bilerek yapılması gerekli. Tesadüflere bırakınca tek sonuç çıkıyor karşınıza, yenilgi…

–          Kesinlikle tüccar oyunuymuş, risk almazsan kazanamazsın. Vermeden alamazsın, uygun zamanda ağırlık atmazsan ilerleyemezsin.  Ticaret eğitimi aldım, onca stratejik yönetim, personel yönetimi, risk analizleri vs gibi derslerin yerine satranç öğretselermiş bize, olayı çok daha hızlı kavrayabilirdik.

–          Vazgeçilmeyecek hiç bir şey yok, Şah dışında. Ancak bu vazgeçme öyle iyi ayarlanmalı ki, diğer taşlar görevlerini sonuna kadar yerine getirmeli, olmadık yerde Şah’ı yalnız bırakmamalı.

–          Alanı ve taşları korumak yetmiyor, mutlaka bir saldırı planı olması gerekli.  Barışçıl çözümlerle kazanmak mümkün değil.

–          Satrançta kazanmak için ille de karşı tarafın bütün taşlarının alınması tahtanın boşaltılması gerekmiyor, onları sıkıştırmak da işe yarıyor. (Tam da bu yüzden ağırlık atılması gerekiyor zaten, bazen korunmak için yakınımızda tuttuğumuz kendi taşlarımız sonumuzu hazırlıyor)

 

Birkaç aydır oynuyorum. Çok sevdim, başkaları saatlerce oynarken ne düşünüyor bilmiyorum ama keyif alıyor ve eğleniyorum. Piyonlarımı ilerletirken “size ölmeyi emrediyorum” diyorum.  Kalemi kurtarmak için atımı çıktığımda “ atlı birlikler geliyor, dayanın” diyorum. Vezirimi erken kaybettiğimde, “özür dilerim, intikamını canım pahasına alacağım” diyorum.  Vezir gittikten sonra genelde oyunu kaybediyorum, yalan olmuyor J.  Satranç tahtası çeşitli savaşlara konu oluyor. Bazen Osmanlı, bazen Kızılderili, bazen bir iç savaş. Bazen sadece karşı tarafı ele geçirmek, içine sızmak, sıkıştırmak, teslime zorlamak oluyor mesele.  Sonuç olarak kimin kazandığının bir önemi yok aslında. Her bir oyun başka bir keyif oluyor, yensem de yenilsem de.  Her yenilgim yeni bir şey katıyor bana, ukalalığımı yüzüme vuruyor, dikkatsizliğimi, sahip olduğum şeyleri yeteri kadar önemsemediğimi, umursamazlığım ya da cesaretsizliğim nedeniyle almadığım risklerin sonuçlarını gösteriyor bana.

 

Satranç bir oyunsa, hayat daha büyük bir oyun ve satranç tahtası güzel bir hazırlık yeri.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir