Satranç Turnuvalarında Yarışma Psikolojisi Hakkında

2007 Türkiye Yaş Grupları Satranç Turnuvası Psikolojik Görüşme ve Gözlem Raporu 27.01.2007 – 03.02.2007 Tarihleri arasında Antalya Kemer Limra Otelde düzenlenen turnuva sırasında tarafımdan yapılan görüşme ve gözlemlere ilişkin rapordur. Yapılan Görüşme Ve Gözlemler: Turnuvanın ilk günü yaka kartındaki yazının okunamayışı nedeniyle gerek hakemler gerekse veliler tarafından bolca uyarı (hakem değilseniz, salondan çıkınız gibi) alınmıştır. Zamanla ‘ Psikolog ’ tanınmış ve karmaşa yaşanmamaya başlanmıştır. Turnuva süresince, bazı velilerde ortaya çıkan güvensizlik davranışı ve agresiflik, 8 yaş grubu velilerinin geri kalanını da olumsuz bir şekilde (siz hakem değilsiniz, o zaman çalıştırıcı olmalısınız, dışarı çıkın, sizler rakip oyuncuyu şaşırtıyor ya da kendi oyuncunuza yardım ediyorsunuz gibi) etkilemiştir. 8 yaş grubundan bazı veliler, çocuklarının yerine karşılaşmada bulunuyormuşçasına gereksiz ve abartılı heyecan gösterilerinde bulunmuşlardır. Bazı oyuncuların velilerinin gözüne baktığında paniklediği ya da salondan çıkarken normal bir ruh haline sahipken, dışarıda veli ya da çalıştırıcısından “ne yaptın, kazandın mı?” tepkisi üzerine moralinin bozulup ağladığı gözlenmiştir. Turnuva öncesinde de kaygı bozukluğu yaşayan çocukların bu durumunu “maçı kazanmak” hırsının tetiklediği ve üst düzeye taşındığı görülmüştür.

 

 Bu tip çocuklarla “kaygı ve giderme yolları” üzerine konuşmalar yapıldıysa da etkisi kısa süreli olmuş; dolayısıyla bu çocuklarla her karşılaşma öncesi görüşme gerekliliği ortaya çıkmıştır. Aile içi sorunları turnuva ortamına taşıyıp, karşılaşmayı galip tamamlayarak, baba ya da annenin sevgisini kazanma yolunu seçen çocukların varlığı, görüşmelerin veliler üzerinde yoğunlaşmasına neden olmuş; ancak sevgisi kazanılmak istenen veli yerine diğer ebeveyn görüşmelere katılmış, dolayısıyla da öneriler hedef kişilere direkt ulaştırılamamıştır. 8 yaş grubunda turnuvanın şenlik havasında geçmesi hedeflenmekle birlikte, farklı veli ya da çalıştırıcı tutumları nedeniyle çocuklar da durumdan olumsuz etkilenebilmiştir.

Çocuklar üzerinde olumlu etkinin yaratılabilmesi amacıyla, özellikle karşılaşma salonları kullanılmış, görüşme sırasında veli ya da çalıştırıcının olmamasına özen gösterilerek yarışmacı çocuklara “burada ödül en çok gülümseyen ve arkadaş edinene verilecek, önemli olan karşılaşmayı kazanmak değil, arkadaş kazanmaktır” benzeri telkinlerde bulunulmuştur. Ayrıca bu telkinlerin çocuk üzerindeki etkisi de, onun her yeni arkadaş edindiğinde keyif alarak bizlere söylemesi ve morali bozuk yaşıtlarına, aynı sözleri kullanarak moral vermesi şeklinde saptanmıştır. Moral vermek amacıyla yanına yaklaşılan çocukları bizlerden uzaklaştıran çalıştırıcılar kadar; olaya çok olumlu yaklaşıp, “insanlık kazandı, maç önemli değil” yaklaşımıyla öğrencilerini rahatlatıp motive eden çalıştırıcı tutumları da mutlulukla izlenmiştir.

Çocukların birinci tip çalıştırıcıdan ürküp o moral bozukluğuyla diğer karşılaşmalarda da başarısız olabilirken; olumlu yaklaşıma maruz çocukların daha kendine güvenle oynayıp kazandıkları görülmüştür. Çocukların büyük bir kısmının anne baba ya da çalıştırıcı sevgi/güvenini, karşılaşma sonucuna endeksleyerek oynadıkları, bunun yarattığı gerilimin de psikosomatik rahatsızlıklar (özellikle baş ağrıları, soluk almakta güçlük, mide ağrıları ya da bulantıları, kusma v.b.) olarak kendini gösterdiği görülmüştür.

Turnuvanın kış mevsimine rastlaması nedeniyle, çocukların bedensel rahatsızlıklarıyla karşılaşmalara çıkması, buna psikolojik faktörlerin de eklenmesiyle daha da belirginleşebilmiştir. Bazı anne babaların, kendi yapamadıklarını çocuklarına yükleyip beklenti düzeylerini yukarılara çekmesi, çocuk için ulaşılmaz hedefler olmuş ve satranç sporuna bakışını değiştirebilmiştir. Sürekli görüşülüp, salonlarda da gözetim altında bulundurulan bazı sporcuların öz güven eksikliği yaşadıkları, buna bağlı olarak da birilerinin desteğine gereksinim duydukları anlaşılmış; sporcuların anne baba ya da çalıştırıcılarıyla görüşülerek “kendine güvenip inanırsa, sonucun her türlü kendi lehine gelişeceği, ama bunları söylerken öncelikle kendilerinin buna inanarak söylemeleri gerektiği” vurgulanmıştır.

Bazı oyuncuların UKD puanlarına takılıp baştan rakibi küçümseme ya da büyütme davranışına girdikleri görülmüş; bu tip bir ön yargının oyuncu arkadaşına ve kendi şahsına bir saygısızlık olduğu anlatılarak, satrancın bir spor, hem de oynarken keyif alınacak bir spor olduğunun anımsanması için telkinlerde bulunulmuştur. Küçük yaş grubundaki sporcuların “Şenlik” havasına giremeyiş nedenlerinden biri olarak da, ortamın çok kalabalık oluşu ve yan masalarda “Yarışan” sporcuların varlığı saptanmıştır. Bazı çocuklarda bir takım tiklerin (parmak emme, bacak sallama, göz kırpma v.b.) varlığı gözlenmiş, velilerine önerilerde bulunulmuştur. Kalınan otelde Açık Büfenin oluşu, bazı çocukların beslenme rejimini bozmalarına ve mide rahatsızlıkları yaşamalarına neden olmuştur. Bu rahatsızlıkların psikolojik bir kökeni yoktur.

Sporculardan küçük bir kesimin, rakip oyuncuya psikolojik baskı kurarak oyunu oynamadan kazanmayı hedefledikleri (ben çok başarılı bir oyuncuyum, madalyalarım var v.b.) görülmüştür. Benzer şekilde bazı hırslı sporcuların, rakiplerinin oyunu farklı yönlendirmesine aşırı kızıp öfke nöbeti geçirerek centilmenliğe sığmayan yanlış davranışlar sergilediği görülmüş, oyuncu uzun uğraşılar sonrasında sakinleştirebilmiştir. Aynı sporcu annesi ile birlikte özel görüşme talep etmiş, görüşme sırasında çocuğun eğitimiyle ilgili bir öfke nöbeti geçirdiği anlaşılmıştır. Öfke krizi geçiren çocukların annelerinde, çocuklarına karşı aşırı ödün verici ve teslimiyetçi eğitim tarzının kullanıldığı dikkat çekmiştir. Özellikle 10 – 12 yaş grubu sporcularında oyuncu arkadaşının rahatsızlığına aşırı duyarlı olanların yanı sıra, bazı oyuncuların bu rahatsızlığı kullanma eğiliminde oldukları ve çok acımasız davrandıkları görülmüştür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir