|
SATRANÇ ve ÖLÜM
Satrancı, yaşamdaki mücadelelerimizle, hatta yaşamın kendisiyle
benzeştiririz kimi zaman. Satrancın en yaygın strateji oyunlarından
birisi olması, ve giderek kalabalıklaşan bir ortamda hızlanan yaşam
tempomuzda strateji kullanım ihtiyacımızın artmasının bu benzetişimi
çağrıştırmamızdaki etkisi büyüktür.
Satranç, bir tür “savaş stratejisi” oyunu olarak ortaya çıkmıştır.
Satranç taşları, buna uygun olarak, satrancın ilk oynanmaya başladığı
zamanlardaki Hint ordusundaki yapılanmadan esinlenerek isimlendirilmiş,
ve rolleri belirlenmiştir. Taşların isimlendirmeleri, kimi ülkelerde
kendi kültürlerine uyarlanarak değiştirilmiştir.
Pek çok bakımdan en uygun benzetişimle, 16’şar kişilik 2 düzenli ordunun
kıran kırana savaştığı 64 karelik bir harp alanıdır satranç tahtası.
Amaç, savaşı kazanmaktır, amaca ulaşmanın tek yolu ise rakibin “şah”ını
esir almak (günümüzde kazanmanın zamana, ve diğer bazı kurallara bağlı
farklı yolları da mevcuttur).
Her savaşta olduğu gibi çoğu zaman “ölüm-ler” kaçınılmazdır, kimi
zamansa sıradan. Kimi zaman rakibin “taşı alınır”, kimi zaman rakibe
daha fazla zarar vermek beklentisiyle “taş feda edilir”. Bir taşın oyun
tahtası dışına çıkması, bir savaşçının ya “öldüğü”, ya “yaralandığı,
sakatlandığı” ya da “sağlam ya da yaralı olarak esir düştüğü, alındığı”
anlamına gelmektedir. Yani, rakibin “taşını almak”, düşmanın bir
savaşçısını “öldürmeye”, “yaralamaya, sakatlamaya”, veya “esir almaya”
karşılık gelmektedir. “Taş feda etmek”se, kendi savaşçını “öldürtmeye”,
“yaralatmaya, sakatlatmaya”, veya “esir düşürtmeye”.
Hal böyle olunca, farkında olsak da olmasak da, çoğu satranç oyununda
“kan gövdeyi götürmekte”dir. Bilgisayarda satranç oynayabildiğimiz bazı
satranç programlarındaki canlandırmalar da buna uygundur : “bir kılıç
darbesiyle savaşçıların kelleleri uçar, bir gürz darbesiyle beyni
dağılır, kalbe saplanan bir mızrakla, kılıçla yere serilir, oluk oluk
kanlar akar”, veya günümüz savaşlarına uygun bir şekilde “alnının
ortasına ya da kalbine gelen bir kurşunla savaşçı yere serilir, ya da
üzerine düşen bir bombayla paramparça olur”.
Her savaş, ardında “acı” bırakır. Bu, az ya da çok, kazanan taraf için
de, kaybeden taraf için de geçerlidir; özellikle “ölenler” varsa. Ateş
düştüğü yeri yakar, örneğindeki gibi, başkalarının ölmesinden
etkilenmeyenler, önemsemeyenler, aldırmayanlar olsa da, “ölenler”in
acısıyla başbaşa kalacak, acılarını taşımak, buna katlanmak zorunda
kalacak birileri mutlaka vardır.
Satrançta hedef, şah hariç elde tek taş kalsa bile, mümkünse rakibin
şahını esir almaya çalışmak, ve her duruma kendi şahını esir
düşürtmemektir. Yani, rakibin şahını esir almaya yetecek güçteki son bir
savaşçı haricindeki tüm savaşçılar “feda edilebilir”dir. Rakibin şahını
esir alabilme imkanı kalmadığında, kendi şahını esir düşmekten
kurtarabilecek, yenişememe (pat) durumu yaratabilecekse, son savaşçı da
feda edilebilir. Satranç taşları, becerilerine, güçlerine göre
kıymetlendirilir. “Feda edilebilirlik”leri, kıymetleriyle doğru
orantılıdır. Düşük değerli savaşçılar, gerektiğinde yüksek değerli
savaşçıları kurtarmak için de “feda edilebilir”dirler. Daha seyrek
ortaya çıkan bir durum olmakla birlikte, kimi zaman, rakibe daha fazla
zarar verebilmek, üstünlük sağlamak söz konusu olduğunda, tam tersi de
olabilir, yüksek değerli savaşçılar, düşük değerli savaşçıları kurtarmak
için de “feda edilebilir”dirler.
Feda edilemeyecek, öldürülemeyecek tek kişi “şah”tır. Satrancı yaşamla
benzeştirmemize neden olan pek çok neden varmış sahiden. Gerçek yaşamda
gün gelir “şahları da vururlar”; olacak o kadar. En imtiyazlı satranç
şahsiyeti “şah”ın da bir kukla olması, satranççının hamlelerinin dışına
çıkamaması da gerçek yaşamla benzeşiyor mu dersiniz ?!
Genel olarak en kolay feda edilebilecek, harcanabilecek savaşçı
“piyon”dur. İlginçtir, terfi edebilme ayrıcalığına sahip olan tek
savaşçı da piyondur; en kolay harcanabilir olmayı kabullenebilmesini
sağlama, kolaylaştırma amaçlı bir ödül belki de. Ne yazık ki, “şahlık”a
terfi etmesine izin verilmediği, “vezirlik”ten öteye terfi edemeyeceği
için, “feda edilebilirliği” hiç bir zaman tamamen ortadan kalkmayacak,
sadece “feda edilebilirlik” riski azalabilecektir.
Satranç savaşçılarının, seçme, rollerini değiştirebilme, genişletebilme,
işlerine gelmeyen, beğenmedikleri hamleleri yapmama şansları yoktur.
Bereket, yaşam bu kadar katı değildir. Piyon olmaktan başka şansı
gözükmeyenlerin bile, piyonluğunun düzeyini belirleyebilme, hatta sadece
kendi kendinin piyonu olabilme şanşı çoğu zaman vardır, bu şansını
arttırabilmek ya da azaltabilmek de pek çok zaman kendi elindedir.
Vezirliğe terfi edebilmenin büyüsüne kapılıp, şahın yaptırabileceğinden
daha fazla piyonluk yapmak, vezirlik yerine rezilliğe de terfi
ettirebilir. Amman dikkat !….
Satranca cok fazla benzeştirmeyeceğiniz, ve kendinizi “piyon” gibi
hissetmediğiniz bir yaşam dileğiyle….
feylosof@satranc.net
|