Satranç

Aybar Karaçay   

Diğer Yazılar:
Kartallar Yüksek Uçar
Türk Dünya Şampiyonları ve es-Sûlî
Satranç ve Kediler
Satranççının Savunması
es-Sûlî’nin Eşeği

Son Söz

Bir hesap makinesi, ekranına yazılabilecek bütün sayılarla tanışmaz hiçbir zaman. Ama kullanıcısı için anlamlı sayıları gösterir. Göz görebileceği, kulak duyabileceği şekil ve ses dizilişlerinin çok azıyla karşılaşır. Zaten büyük çoğunluğu anlamsızdır. Satranç tahtasında da anlamsız olacak sayısız diyagram dizebiliriz, sayısız hamle yapabiliriz. Bir matematikçi düşünebileceği, "değersiz" olacak, sayısız teorem sahibi olabilir. Kısa insan yaşamı boyunca, anlamlı ve değerli olan pozisyonları dizmek satranç tahtasına ve iyi olan hamleleri yapmaktır önemli olan.İnsan için sonsuz olan seçenekler arasından, doğru olan dizilişi çıkaracak kısa bir formül, en doğru hamlelerin devamyolunu veren bir şifre olabilir mi?

 

- Skaldların soyundan geliyorum. Urn'ların şiirinin tek söcüğe indirgendiğini öğrendiğimde, onları aramaya başladım ve beni ülkelerine götürecek yolu izlemeye koyuldum.

(...)

Sağında, üzerinde birkaç taşın karmakarışık şekilde konulduğu, yaklaşık yüz haneli bir satranç tahtası vardı.Muhafızlar beni odanın bir köşesine götürdüler. Bir adam benim yerimi aldı ve ayakta durdu. Harpın tellerini sanki akort eder gibi tımbırdattı ve anlamak istediğim, ama anlayamadığım bir sözcüğü alçak sesle söyledi. Biri saygıyla: "Artık bunun bir anlamı yok." dedi.

Gözyaşları gördüm. Adamın sesini ve neredeyse birbirinin aynı, tekdüze, daha doğrusu sonsuz akortları yükseltip değiştirdiğini duydum. Bu ezginin her zaman sürmesini ve yaşamım olmasını diledim. Ansızın durdu.

(...)

Biz ikimiz de ozanız: seni kurtaracağım. Bugünlerde, şarkımızın esin kaynağı olan olguların her birini tanımlamaya çalışmıyoruz; hepsini yalnızca sözcükle dile getiriyoruz.

- Sözcük'ü duymadım, dedim, söyle bana yalvarırım.Bir an duraksadı sonra:

- Açıklamayacağıma ant içtim. Ayrıca kimse hiçbir şey öğretemez. Yalnız başına aramalısın.

(...)

Bir an duraksadı sonra:

- Yaşam bana da her şeyi verdi. Herkese yaşam her şeyi verir, ama çoğunluğu bilmez bunu. Sesim yorgun, parmaklarım da güçsüz, yine de dinle beni.

Harpını aldı ve mucize anlamına gelen "undr" sözcüğünü söyledi. Ölen adamın türküsü beni esritti; türkülerinde, akorlarında kendi dizelerimi, bana aşkı ilk tanıtan genç köle kadını, öldürdüğüm adamları, günbatımının serinliğini, suların, küreklerin üzerinde şafağın söktüğünü tanıdım. Harpi alıp başka bir sözcük okudum.

- Tamam, dedi Thorkelsson, duymak için yaklaşmam gerekti.

- Anladın. {VIII}

 

- Lirik şiirini yazmadın mı, diye sordu Kral.

- Yazdım, dedi üzüntüyle Ozan, ama keşke Efendimiz İsa engelleseydi beni.

- Okuyabilir misin?

- Çekinirim.

- Aradığın cesareti bende bulabilirsin, dedi Kral.

Ozan şiiri okudu. Tek sözcükten oluşuyordu.Yüksek sesle tekrar etmeyi göze alamayan Ozan ve Kral, sanki gizli ve yakarı ya da sövgüymüş gibi sindirmeye çalıştılar. Kral, ne Ozan'dan daha az hayran kalmış, ne de daha az çarpılmıştı. Bembeyaz yüzleriyle birbirlerine baktılar.

- Geçliğimde, dedi Kral, Batı'ya doğru denize açılmıştım. Bir adada, altından yaban domuzlarını öldüren gümüş tazılar gördüm. Bir başkasında yalnızca büyülü elmaların hoş kokusuyla karnımızı doyurduk. Bir üçüncüsünde ateşten duvarlar gördüm. Hepsinden en uzaktakinde ise, gökyüzünü yararak akan ve sularında balıkların ve gemilerin dolaştığı bir ırmak bulunuyordu. İşte sana gerçekdışı şeyler, ama bunları, neredeyse hepsini içeren şiirinle karşılaştırmak olanaksız. Hangi büyüden esin aldın?

- Gün ağarırken, diye yanıtladı Ozan, önce anlamını kavrayamadığım sözcükleri söyleyerek uyandım. Bu sözcükler bir şiirdi. Bir günah işlediğim duygusuna kapıldım, belki de Tanrı'nın bağışlamadığı günahı.

- Bundan sonra ikimizin de işlemiş olduğu, diye mırıldandı Kral. İnsanlara yasaklanmışı, Güzellik'i tanımış olmanın günahı. Şimdi, cezasını çekmemiz gerekiyor. Sana bir ayna ve altın bir maske verdim: işte üçüncü ve sonuncu armağanım.Sağ avucunun içine bir hançer yerleştirdi.

Bütün bildiğimiz; Ozan'ın saray çıkışında kendini öldürdüğü; Kral'ın ise bugün, bir zamanlar krallığı olan şu İrlanda topraklarını bir baştan öbürüne dolaşıp duran bir dilenci olduğu; ve şiiri asla tekrarlamadığı... {IX}

 

 ...

Sonra unutamayacağım, iletemeyeceğim o şey oldu. Tanrısalla, evrenle (bu sözcüklerin anlamlarında bir ayrım var mı, bilemiyorum) birlik gerçekleşti. Doruk-coşku, simgelerini yinelemez; Tanrı, bir yalazda, bir kılıçta yada bir gülün halkalarında görülmüştür.

(...)

Öteki tanrıların arkasına gizlenmiş yüzü-belirsiz tanrıyı gördüm. Bir tek esenliği oluşturan sonsuz süreçler gördüm ve hepsini anlayınca, kaplanın elyazısını da anlayabildim. Ondört gelişigüzel sözcükten (gelişigüzel görünen) oluşan bir formül bu, onu bir kerecik yüksek sesle söylesem, gücüm tanrı-gücüne ulaşacak... {X}

 ...

KEŞİF

 

Sen bir kayaya tırmanırsın,

Ve o kayanın ardında

Rüzgar ve ses senden önce

Oradadır.

Sen yeni bir ses getirirsin.

Tutkulu ruhunu olduğu gibi taşıyan

Bedenin

Oradadır. {XI}

 

 

KAYNAKLAR:

 

I) Edgar Allan Poe, Çeviren: Memet Fuat, "Morgue Sokağı Cinayeti", Adam Yayınları, İstanbul, 1987, Sayfa: 7-9

II) G. H. Hardy, Çeviren: Nermin Arık, "Bir Matematikçinin Savunması", TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları Dizisi, Ankara, 1994

III) Cumhuriyet Bilim ve Teknik, 2 Temmuz 1994

IV) Ali Nesin, "Matematik ve Oyun", Düşün Yayıncılık, İstanbul, 1994, Sayfa: 61

V) C.H.O.D.' Alexander, Çeviren: Celal Kapkın, "Satranç Pozisyonları", Eğitim Yayınları, İstanbul, Sayfa: 137

VI) A. Mümtaz İdil, "Atak Oyunun İki Dehası Alekhine - Tal", Sermet Matbaası, Kırklareli, 1984, Sayfa: 75

VII) Richard Reti, Çeviren: Ali Karatay, "Satrançta Büyük Ustalar Modern Görüşler", Arpaz Matbaacılık, İstanbul, 1983, Sayfa: X

VIII) J. L. Borges, Çeviren: Münir H. Göle, "Kum Kitabı", İletişim Yayınları, İstanbul, 1990, sayfa: 64-68

IX) J. L. Borges, "Kum Kitabı", sayfa: 61-62

X) J. L. Borges, Çeviren: Tomris Uyar, "Ölüm ve Pusula", Ada Yayınları, İstanbul 1989, Sayfa: 38-39

XI) Memet Ragıp, "Sürekli ve Birer Birer", Damar Yayınları, Ankara, 1992, Sayfa: 7

 

 

Yazar'ın notu: Bu yazı 1994 yılında kaleme alınmış olup, ilk kez "Çalıntı"nın Mayıs 1995 sayısında yayımlanmıştır.

 

 

 

 

  1 2 3 4 5