Satranç

Aybar Karaçay   

Diğer Yazılar:
Kartallar Yüksek Uçar
Türk Dünya Şampiyonları ve es-Sûlî
Satranç ve Kediler
Satranççının Savunması
es-Sûlî’nin Eşeği

 
Kartallar Yüksek Uçar: Atakişi ve Erturan
“En büyük hayalim Beşiktaş'ın satranç ligine girmesi ve o forma altında şampiyonluk yaşamak.” Bu sözlerin sahibi Umut Atakişi, 3. kez Bireysel Türkiye Şampiyonu olurken, bu yıl satranç ligine katılan Beşiktaş ise, 19 takım arasında Eczacıbaşı, Marmaris Belediyesi ve İTÜ ile zirve mücadelesini sürdürüyor.

İnegöl Oylat Kaplıcaları’ndaki Bireysel Şampiyona, kapalı turnuva olarak oynandı ve FM Yakup Erturan, IM Umut Atakişi ile birlikte zirveyi paylaştı: 8,5/12. Şampiyonu belirlemek için iki genç Beşiktaşlı ek maç yaptılar, Atakişi hızlı satrançtaki bir galibiyet ve bir beraberlik ile unvanı aldı. Eczacıbaşı’nın 15 yaşındaki genç yeteneği Emre Can, güçlü rakipleri arasında 8 puan ile üçüncü olurken, bir diğer Beşiktaşlı FM Alper Olcayöz 7,5 puanla dördüncü oldu. (tsf.org.tr) Kazanmak güzel ama kazanmak her şey değildir. Birkaç kısa öykü… Beşiktaş ile devam edelim: 16 Haziran 1933, futbolu Beşiktaş’a getiren Şeref Bey vefat etmiş ve önceki gün toprağa verilmiş. İstanbul şampiyonluğu için son maçta Fenerbahçe ile oynayacak Beşiktaş’ın mutlaka galibiyete ihtiyacı var, aksi halde Fenerbahçe şampiyon olacak. Soyunma odasında kapkara matem formalarına bürünmüş Beşiktaşlıların ağzını bıçak açmıyor. Sonunda Baba Hakkı (Yeten) sessizliği bozar: “Kendinize gelin, eğer Şeref Bey yaşasaydı tek isteği bu maçı kazanmanız olurdu!” Bunun üzerine ilk defa tamamen siyah forma ile sahaya çıkan Beşiktaş takımı öyle bir futbol oynar ki neredeyse maçın tamamı Fenerbahçe sahasında geçer. Nazim’in golü ofsayta takılır. Beşiktaş olağanüstü bir çabayla yüklenir ama güçlü Fenerbahçe de direnir: 0-0. Beşiktaş kupayı kaybeder, şampiyon Fenerbahçe olur. Ama Beşiktaş’ın oynadığı futbol övmekle bitirilemez: “Ne takımdı öyle, kara kartallar gibi saldırdılar!” O günden sonra kara kartal Beşiktaş’ın simgesi olur.

Sanayici Nevzat Demir, Beşiktaş kongre üyesi. Başkanlığa adaylığını koydu ve kaybetti. Ama hizmet etmek için illa başkan olmak gerekmiyordu. Efsanevi Başkan Süleyman Seba’nın kazandırdığı Ümraniye’deki araziye, Beşiktaş’ın Demir Ağabeyi de hiç karşılıksız modern tesisler kurdu. Tek bir isteği, hatta şartı vardı: “Sakın benim adım verilmesin de, ne yaparsanız yapın!” Beşiktaş yönetimi bu isteği oybirliği ile reddetti. Bugün Ümraniye’deki kartal yuvasında Nevzat Demir Tesisleri görenlere parmak ısırtıyor.

Afrika kıtası acılar içinde, AIDS’ten 5000-6000 insan, sadece malaryadan 5 yaşının altında ortalama 5000 çocuk ölüyor her gün. Kanlı iç savaşlar sürüp gidiyor. 2,18’lik dev adam’ın gözleri nemleniyor: “İç savaş olmasa veya yeterli sağlık hizmeti olsa annem bugün hayatta olacaktı.” Dikembe Mutombo 39 yaşında, NBA zengini bir basketbolcü, ama hala zorlu şartlarda, bitmez tükenmez antrenman ve deplasmanlarında ter döküyor. Annesinin ölümünün getirdiği üzüntüyü nefrete dönüştürmemiş, tam tersine… Kongo’da 40 yılı aşkın süredir hastane yapılmamış. Önceleri de bir hayırsever olan Dikembe artık hayatını annesinin adına kurduğu Biamba Marie Mutombo Hastanesi’ne adamış. Bir diğer altın kalpli Afrika devi, Nijerya doğumlu Hakeem Olajuwon. Müslümanlığı seçen Olajuwan 11 Eylül sonrası dönemde bir ara Amerikan yönetimince El-Kaide ve Hamas’a finansal yardım yapmakla suçlandıysa da, hala NBA’in en saygın emeklilerinden biri ve özellikle çocuk kuruluşlarına yaptığı bağış ve katkılarla anılıyor. Camiye bağış yaptığını sanan Olajuwan bundan sonra daha dikkatli davranacaktır herhalde. 2,20’lik Arvydas Sabonis kariyeri boyunca sayısız başarılar ve başarısızlıklar tattı. Dev adamın gözyaşlarını tutamadığı final maçını seyredenler unutmamıştır: 1995 Avrupa Şampiyonası finalinde Atina’da tam bir hakem skandalı yaşanmış ve Litvanya, Yugoslavya’ya kaybetmişti. Kupa törenini Yunanlı seyirciler ıslıkla protesto etmişler ve alkışı Litvanya almıştı. Litvanya zengin bir ülke değil, itiraz dilekçesi için gereken –yanılmıyorsam- 50000 doları Sabonis kendi cebinden ödemiş ama sonuç alınamamıştı. Sabonis emekli olduktan sonra NBA’de kazandığı paralarla ülkesinde bir spor okulu kurdu. Bir tarafta kazançlarını kendi ülkelerinde yatırıma dönüştürenler, öte yanda da çuvalla (abartma veya benzetme değildir) yurtdışına kaçırılan haksız kazançlar, içi boşaltılan bankalar, şirketler ve bunlara göz yuman –haydi kişiler demeyelim- sistemimiz. (Yeni TCK yürürlüğe girdi, bu kadar yeterli.)

Olimpiyat madalyası çok az kişiye nasip olur, olimpiyat altını daha da az. Peki 3 olimpiyat altını? Bunu başaran Halil Mutlu’nun daha geçen sene sigortalı olabildiğini biliyor muydunuz? Başarı geldikten sonra birçok siyasetçi sporcunun yanında görünmek, birlikte resim vermek ister. Marifet başarı gelmeden önce resim vermek için değil çalışma ortamı ve maddi-manevi katkı sağlamak. Olimpiyat dönüşü Mutlu: ”Ben sigortalı oldum ya bana yeter, kendim için bir şey istemiyorum ama gençlere imkan sağlansın” diyordu. Peki otoparkta çalışıp olimpiyat bronz madalyası kazanan Eşref Apak ve antrenörü Artun Talay’a ne demeli? Ne kadar kurutmak için elimizden geleni yapsak veya görmezlikten gelsek de aslında kaynaklarımız zengin ve bazen mucizevi bir şekilde bir yerlerden başarılar fışkırıveriyor.

Umut Atakişi’nin başarılarını arttırarak sürdüreceğine eminim. GM normları ve unvanına çok uzak değil. Gelecek kuşaklar onu bir çok yönüyle hatırlayacaklardır ama belki de en önemlisi “satrancı Beşiktaş’a getiren” olması olacaktır.

Attila İlhan bir zamanlar TRT-2’de yayınlanan programında anlatmıştı. Bir aile büyüğü –sanırım amcası veya dayısı- doktor, yurtdışında eğitim almış, iki ayrı uzmanlığı var. İstanbul, İzmir veya Ankara’da muayenehane açsa paraya para demeyecek şüphesiz. Ama Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında başka bir hava var. İlhan bu örneği bir istisna olarak değil, o günlerde sıkça rastlanan bir davranışa örnek olarak veriyor. Aile büyüğü devlete başvurur: “Nasıl hizmet edebilirim?” Ufak bir maaşla Sivas’a atanır ve orada görev yapar… “Herkese hizmet ettim ben. Gerek saha içinde gerekse saha dışında! Ama kendim selvi gibi kaldım ortalıkta. Selviler dibine ışık salmaz! Selviler öyledir!” diyen Baba Hakkı, bir daha yaşasa, yine benzer bir hayatı yaşamaz mıydı? (ntvmsnbc.com/news/215755.asp#BODY)

Sofya MTEL Ustalar’ı kazanan Topalov, Kasparov’un yokluğunda ELO listesinin zirvesinde. Anand’a karşı siyahla berabere kaldığı oyun heyecan verici, beyazla kazandığı oyun ise son yıllarda gördüğüm en hayret verici fedayı içeriyor. Ponomariov’a attığı minyatür de çok güzel. Kramnik irtifa kaybederken, Judit Polgar doğum yaptıktan sonra da formunu koruduğunu ve Dünya Şampiyonasına katılacak olursa en az diğer müsabıklar kadar şansı olduğunu ispatladı. Anand’ın ev hazırlığını masa başında savuşturması kayda değer.
chessgames.com/perl/chessgame?gid=1338705&kpage=1
chesscenter.com/twic/event/mtel05/r6.html
washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2005/05/22/AR2005052200943.html
chessgames.com/perl/chessgame?gid=1338514&kpage=1
chesscenter.com/twic/event/mtel05/r1.html
chessgames.com/perl/chessgame?gid=1338713&kpage=1
chesscenter.com/twic/event/mtel05/r9.html
chessgames.com/perl/chessgame?gid=1338698&kpage=1
chesscenter.com/twic/event/mtel05/r4.html
Ligin 2. ayağının yıldızı, ardı ardına 2 büyükusta (GM Guliev/Beşiktaş ve GM Inarkiev/Marmaris Belediyesi) deviren İbrahim Tofan/Diyarbakır Gençlik oldu. Bu partilerdeki kayıplara rağmen BJK ve Marmaris maçlarını kazanarak yenilgisiz lider Eczacıbaşı’nı yakın takibe devam ediyorlar.