Satrançta Yenilmek – Doç. Dr. Selçuk Alsan

Satranca önem verenleri satrançta yenilmeyi hafif bir olay olarak alamaz. Umutsuz durumlarda sonuna kadar savaşan bir oyuncu olarak ün yapmış Alekhine bile arada bir, Şah’ını tahtadan alıp odanın öbür ucuna fırlatarak oyunu terkederdi. Çok tuhaf ve gergin bir insan olan Nimzovich, oyunu kaybedince masanın üzerine çıkarak şöyle bağırırdı: “Bu budalaya nasıl olur da yenilirim?” Atakları ile ün yapmış Spielmann, yenilince acı birşey yutmuş gibi yüzünü ekşitirdi. Satrançta çok zarif, fakat toplumsal ilişkilerinde o derece beceriksiz olan Rubinstein, yüzü kasılmış bir halde adeta “ruhunu teslim ederdi. “Tüm açılış varyantlarını ezbere bilen “hesap makinesi” Gruenfeld ise, yenilince hırçın bir hareketle saatini durdurur ve “geceye karışan bir Arap” kadar sessiz, tek kelime söylemeden sıvışıp giderdi. Bardeleben yenileceğini anlayınca saatini çalışır durumda bırakarak oyun odasından çıkar ve bir daha dönmezdi: böylece oyunu 2,5 saatte 40 hamle yapmamış olmaktan (satranç dili ile saatinde bayrak düştüğü için) kaybederdi. Satrançta yenilgiye karşı bu gibi tepkiler normaldir. Çünkü satranç gerçekten acımasız bir çatışmadır. Oyuncular oyuna eşit koşullarda başlarlar. Oyun baştan sona mantık ve matematik ile doludur; bu bakımdan yenilince, gerçekten ezilmiş gibi olursunuz. Yenmeyi bu kadar istemenizin bir nedeni de yenilginin bu kadar acı oluşudur.

 

Satranç turnuvalarında istediği sonucu alamayan oyuncular, yenilmelerini çoğu kez gerçek olmayan bir özüre bağlarlar. “Kazanıyordum ama dalgınlığıma geldi, yanlış bir hamle yaptım” veya “Karşımdaki uzun uzun düşündü, sinirim bozuldu”, ya da “O gün çok başım ağrıyordu, düşünemedim”. Mutlak bir yerleri ağrımıştır, öksürükleri tutmuştur, oynadıkları yer karanlıktır veya aksine karşıdan gelen güneş gözlerini kamaştırmıştır, tahtayı iyi görememişlerdir. İngiliz büyük usta Amos Burn boşuna şu iğneli söz etmemiştir: “Bugüne kadar yendiğim herkes, hasta olduğu için yenildiğini söyledi: ne yazık, sağlam tek kişiyi yenememişim…” Tanınmış bir oyuncu turnuvadaki yenilgisini aşırı sessizliğe bağlıyordu, o daima gürültülü yerlerde oynamaya alışıktı. Ölümsüz oyunculardan Tarrasch bile 1895 Hastings Turnuvasındaki başarısızlığını şöyle açıklamıştı: “Deniz havası yaramadı bana” Tabii deniz havasının rakiplerine neden iyi geldiğini söylemiyordu. Bu turnuvada Teichmann ie oynayan Tarrasch, oyunun bitmesine iki dakika kala, oturduğu yerde uyuyakalmıştı. Teichmann seslendi: “Hamle sizin doktor!” Fakat yanıt yoktu. Ancak üçüncü seslenişte Tarrasch uyandı, etrafına şaşkınlıkla baktı ve acele bir hamle yaptı, fakat zamanı dolmuştu, oyunu kaybetti. Herhalde deniz havası nedniyle üstüne ağırlık çökmüştü. Aslında ise zaten yeniliyordu, üstüne çöken yenilginin ağırlığı olmalıydı. Tarrasch bu yenilgiyi özellikle unutamadı, çünkü rakibi Richard Teichmann, turnuvalarda hemen daima 5. olduğu için “Beşinci Richard” takma adı ile anılan ve normal olarak Tarrasch’ın yenmesi gereken biriydi. İnsanlardan çoğunun, çoğu kez yenilgilerine neden olarak kendilerinden başka herkesi ve herşeyi gösterdikleri ve kendilerini suçsuz buldukları bir gerçektir: satranç yenilgileri bunun en güzel örneklerinden biridir. John Steinbeck’in “Yukarı Mahalle” romanındaki “iyi kalpli serseriler”, arkadaşlarına hediye olarak aldıkları bir damacana içkiyi oturup oyununda kendileri içerler. Gerekçeleri şudur: “Dostumuz bu kadar içkiyi yalnız içerse sarhoş olur, başına iş açılır: iyisi mi onu kötülükten korumak için biz içekim şu içkiyi…”

Doç. Dr. Selçuk Alsan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir