Eğitim sistemi (+miz) ve Satranç ilişkisi

Ana sayfa Forumlar Serbest Kürsü Eğitim sistemi (+miz) ve Satranç ilişkisi

Bu konu 0 yanıt ve 1 izleyen içeriyor ve en son  Deniz Arslan tarafından 2 ay önce tarihinde güncellendi.

  • Yazar
    Yazılar
  • #1485

    Deniz Arslan
    Katılımcı

    Ne alaka 😀
    Öyle demeyin. Satranç sporunun (bazıları için spor olmasa da) her türlü benzetmesi yapılmış. Çünkü satrançta bir hedef var. Başlangıç ve bir son var. İki taraf var rakipler, siyah ve beyaz. En iyi, iyi ve kötü ya da yanlış hamle var.
    Herkes başlıyor işte yav bu sistem yüzünden, herkes zeki herkes başarılı da, hepimizin önünü kahrolası bu sistem tıkıyor. Yoksa gençlik böyle mi olurdu … falan deyip kendi akıllarınca, usullerince ütopik bir sistem öneriyorlardı. Herkes istediği yeri kazansın, istediği işe girsin, istediği gibi yaşasın. Yürür mü böyle! yoksa kim amele olacak, kim garson, nakliyeci bilmem ne olacak. İşte bunlar piyon, her biri terfi etmeyi bekliyor. Her şeye rağmen bekliyor.
    Her neyse. Ben burada bir sistem önermeyeceğim. Bunları hepimiz biliyoruz zaten. Kaynak sorun ne onu bulalım. O zaman işte sorunu çözecek bir sistem düşünmeye başlarız.
    Çoğu ailenin, ve öğrencinin hedefi en çok parayı kazandıran meslek sahibi olmak. Yani para. Çünkü biliyorlar ki önceki nesil yaptığı işi para kazanmak için yapıyor. Artık ortalıkta bir söz dolanıyor, “sevdiğin işi yap da”. ‘Yap’ diyor ama toplum olarak hala böyle bakmıyoruz. Bunu ne zaman fark ettim… Üniversite sınavlarına hazırlandığım dönemler, ilkokuldan arkadaşımla buluştuk. Benim kafa bi milyon tabi test çözmekten. O başladı konuşmaya .. ama ben anlamıyorum, hızlı konuşuyor müthiş cümleler kuruyor ve bir çok kelimesi terim, hangi konuda? din felsefe konusunda alıntılar falan.. Anlamıyorum. En son sustu tabi yorulmuş olsa gerek. ‘Benim diyecek bir şeyim yok’ dedim. Aradan 10 yıl geçmiş ve en samimi olduğum arkadaşıma böyle dedim. Çünkü günlerim böyle geçti. Ev okul arasında ödevler sınavlar projeler… (proje dediğimiz internetten yazı + resim) Aklımdaki kocaman kelime “BOŞ”. Neymiş, iyi bir liseye gidiyormuşum yüksek hedeften, iyi bir üniversite için çalışıyorum. O mu? liseyi açıktan bitirirken aynı zamanda genç yaşlı bir gruba ders veriyor, konuşmalar yapıyormuş. Üniversite hayali neyine? o ne yapacak ki üniversiteyi, ne işe yarayacak. Artık böyle. Evet, kütüphaneler halka açık, makaleler videolar internette. Ve zaten vakıf üniversitelerini geçtim, devlet üniversitelerinde bile hoca sınıfa giriyor çıkıyor. Nerede o eski dinamiklik, ya da bizde hiç öyle dinamik oldu mu? Birkaç üniversiteden başka. Kim laboratuvar dersi için can atıyor, kütüphaneden didik didik kitap kurcalıyor, ya da internetten işin incik cıncığına giriyor? Niçin böyle olduk biz? Benim aile baskım yoktu ama okulumdaki öğretmenlerin rüzgarı bu yönden eserdi. Hala öyle değil mi. Söz dinleyen, sessizce oturan uslulara “yıldızlar”, etrafta bağıra çağıra koşuşturanlara… hiperaktif deniyor bu günlerde. Ancak, üniversitelerin böyle olmasının nedeni tabii ki bize ilkokuldan bu yana dayatılan “doğrular”. O kadar çok doğru gösterildi ki arada yanlış yapıp da bunu düzeltmek için bir çözüm yolu aramaya vaktimiz olmadı. Ne var ki o doğru denilenler hep yanlış çıktı. Yine başa döndük, öze. Sistemi sorun olarak gösteriyorlar. Sizlere asıl sorunun ne olduğunu göstereyim! ÖĞRETMENLER. Tamamına yakını, çoğu, hemen hemen hepsi. Onlara 40 dakika veriliyor. İmzalarını attılar mı zaten para cepte. Eh, ellerinde kitaplar, bizim de önümüzde ‘Oku yavrum’. Ah ne iyi hoca. Sınavda da bol bol verirse, en iyi hoca!. Kitapta anlatılanlar.. zaten kitapta hocam. Bize olmayanı ver. Kimsenin daha önce yazmadığını, işin aslını astarını ver. Biz anlarız. Matematikte o kadar şey. İntegral güzel şey ama, ee unutacağız biliyoruz. Lisede öğrenirsin mantığını. Yani işin aslını. Ondan sonra nereye baksan bu konuyla ilgili sevdiysen öğrenir anlarsın. Ama bize bunu değil, öğrenmeyelim diye ezberlettiriyorlar. Çünkü… çünkü öğretmenlerimiz de bilmiyor. Bu şekilde olduğuna göre, bilen de anlatmaya üşeniyor. Hani sanki şimdi, herkes öğrenmek istermiş gibi bir hava verdim. Fıtraten insan ister aslında. Öğrenmek, hayal etmek, bilmek, doğrulanmak. Ama insan gereksiz olarak baktığı bir şeyi neden öğrenmek istesin? İnsan ilgilendiği şeyi öğretin. Ondan sorun, ondan bahsedin, onu konuşun. 82 milyon insansak şu ülkede, elbet ilgi ve yeteneklerine göre insanlar mesleklere yerleşir. Diyeyim: Meslek 2 boyutluysa, hayat 3 boyutludur. Hayatı yaşarız, onun içinde yüzeriz. Meslek ise arkada ara sıra gölge şeklinde oluşan bir belirtidir. Mesleği sevdiğimizde kimse birbirine ne iş yapıyor nerden mezun diye sormayacak. Çünkü nasılsa herkes yaptığı işi sevecek. Çünkü, hayatın bir parçası olacak. Sevdiğin, en iyisidir. İşte biz burada tıkanıyoruz. Bunu uygulayamıyoruz. Sistem işin neresinde.. o işin para kısmında. Kim ne kadar alacak, sonra kontrollerde; kim ne yapıyor, yapıyor mu yapmıyor mu. Yani görüyorsunuz, sistem diye kızdığınız şey hiç önemli değil, o sizin probleminiz değil. Siz, size verilen zamanı nasıl değerlendiriyorsunuz, işte sizin, yani bizim problemimiz burada.
    Bir öğretmenin 40 dakikada 40 tane çocukla yapamayacağı şey yok, gözlerini kapatmaları yeterli.
    ——————————————————
    Satrançla ilişkisini tam olarak göremediniz mi? her bir kişinin her bir kararı bir hamle. Ancak doğru hamle yok, iyi hamle var. Çoğu hamleyi iyi oynarsak, muhtemelen oyunu kazanırız.

Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.